24 Eylül 2017 Pazar

bünyamin ve kapısı

Bünyamin kapıya yaklaştı. bu defa kapının nereye açılacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. daha önceki kapıları düşündü. hepsi boştu, bomboştu. daha öncekiler de bu seferki de boştu. en azından kolunu tuttuğu kapının da ardının boş olduğunu düşünüyordu. hem sadece rengini, oymalarını, kapı kolunu görebildiği kapının neler getirebileceğini nereden bilebilirdi. Bünyamin aynen böyle düşündü.kapıyı açmadı. sanki kendi yansımasını görebilecekmiş gibi gözlerini dikti kapıya. ne olacağını o da bilmiyordu ve bu bilinmezlik hoşuna gitmeye başlar gibiydi. kendine nasıl bir acı çektirdiğinin farkında değildi. beklemek onun tüm beklentilerini mahvediyordu. bekledikçe düşünceleri içinde büyüyordu. küçücük dahi olmayan umutları devleşiyordu. kapıyı açmadı Bünyamin. ardında olanları düşünmek istemiyordu ama bir anda nefes almak gibi bunu da istemeden yaptığını fark etti. artık kapının ardında olanları düşünmek otonom sisteminin bir  parçası olmuştu.
kapı kolunun tutan elinin terlediğini hissetti. kolu bırakıp elini tişörtüne sildi. ortalık çok sıcak olmuştu. alnından terler akıyormuş gibi geldi. elini alnına götürdü. hiçbir ıslaklık yoktu. tekrar kapı kolunu tuttu. 
kapıyı açtıktan sonra neler olabileceğinden korkmaya başladı. oysa bir iki saniye önce umutlar büyütüp devleştirmişti. şimdi o devi kendi yaratmamış gibi korkuyordu.
Bünyamin kapıyı açmadı. geldiği gibi kapıdan uzaklaştı. nasılsa birileri açardı. o da kapanmadan içeri bir göz atardı. belki de o kapı onundu ve hiç kimse açmayacaktı.
uzaklaşırken içindeki korkunç umut devini öldürmeyi unutmuştu. Bünyamin katil değildi ama artık kapıdan daha büyük bir derdi vardı. bir kapının ardındaki boşluktan daha büyük bir boşluğun içindeydi. boşluk da kapı da kendi içindeydi. ve tarifi mümkün olmayan dev de onlara eşlik ediyordu.
Bünyamin artık kapıydı, boşluktu, devdi.
kapıyı açmadığına pişman olacak vakti dahi kalmamıştı. bir daha kapı falan da görmedi.