15 Ocak 2020 Çarşamba

12 Suçlu Adam

Suçlusu olmadığım bir davanın içindeyim. Bunu sonunda fark ettim artık. Yüküm hafifledi diyemem ama en azından dertlere dert eklemek için çabalamıyorum. Sağım solum çaba ile dolmuşken kapı kapı gezmek için zaman istiyorum sadece kendimden. Ne olduğunu anlamak ya da yaşadıklarımı hazmetmem için yüze su vurumluk kısa bir süre. Daha önce kırdığım aynaların uğursuzluğu zamanla çıkacak onu da biliyorum. Bekledikçe her şey daha da görünür olacak. Kafalardaki soru işaretleri somutlaşacak. Cümlelerimse zamanı geldiğinde tekrar okunup 'Maziye bir bakıver!' diyecek. Belki de sıra bile gelmeyecek. İyileştirmeye çalıştıklarımsa 'sen miydin?' diye sormayacak bile.
Farkındayım artık. Uyku üşümekten daha cazip. Tabi sonuçlarını ve geçen zamanı düşünmezsek. Tıpkı yarının bugünden daha cazip olduğunu bilmek, inanmak, benimsemek gibi. Tabi sonuçları ve geçen zamanı tekrar tekrar hesaba katmazsak.
Yanıldığını, yenildiğini, hatalı olduğunu kabul etmek gibi suçsuzluğunu kabul etmek de beklenmediği kadar uzun bir süreç. Hafifliğe o kadar alışmamışsındır ki bu duyguyla ne yapacağını bilemezsin. Elin ayağın eskisi kadar ağır değildir. Ne yazık ki seni suçlayanlara sıra hiç gelmeyecektir. Onlar bu hafiflikten habersiz ağırlıklarını sana yüklemek için konuşmaya devam edecektir. Oysa sözcükler kütlelerini kaybedeli en az üç kuşak geçmiştir. Söz uçmuştur artık. 
Davanın takipçisi olacağız yine de. Laf arasında günah çıkaranlar var hâlâ ne yazık ki. Hafifleme sırası onlara gelmeyecek. Ve her konuştuklarında bulutlar daha da yüklenecek. Çabaları reddedilecek. Sen aklandıkça onlar gizlenecek delik arayacak. Maalesef ki yaşım suçlamalarınızdan küçük. Henüz keyif sürme ehliyeti alamadım. Hata en baştan beri sizdeydi. Neyse ki ben son anda fark ettim.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ve gök delindi ...

Yüzünü yavaşça yukarıya çevirdi. Gri, siyah, mavi, sarı... Bildiği tanıdığı renkte bir gökyüzü görmeyi bekledi. Belki de beklentisini boşa çıkaracak beyaz bir bulutla karşılaşmayı umuyordu. Oysa gördüğü bu değildi. Hep abartı bir cümle olduğunu düşünürdü ancak gerçekten de gördüğüne inanamadı. Gözlerini kapattı. Gözlerini kapatırsa görüntünün yok olacağını düşündü. Değişirdi kim bilir. Bunun olmayacağını bile bile yine de aynı umutlarla açtı gözlerini. Değişen bir şey olmamıştı. Başını aşağı indirdi. Gözlerini ovuşturdu. İki eliyle iki gözüne bastırdıkça bilindik renkleri görüyordu. İlk kapattığında gözlerini, ışığı geçiren şeffaf kırmızı göz kapaklarını tanıdı. Elleri gözleri üzerindeyken mutlak siyahlık, bastırdıkça beliren mor mavi parlak çizgiler... Gözlerine güveni geri gelmişti. Tekrar gözlerini açmadan önce birkaç saniye bekledi. Bir iki tane derin nefes aldı ve uzunca verdi. Şimdi hazırdı ve gözlerini tam açacakken tekrar durdu. Yıllar öncesini düşündü. Yağmurlu bir gecenin ertesi sabahı ablasıyla okula giderken konuştukları aklına geldi. "Senin haberin yok akıllım, dün gece gök öyle bir gürledi ki sanırım bu ses onun yırtılma sesiydi. Annem de böyle dedi, 'Gök delindi.'dedi." Bu sözlere o küçücük kalbiyle inanmıştı. Yağmurun da o delikten akan su sızıntısı olduğunu zannederdi. Ama artık o küçük kız değildi. Yine de o küçük kız gibi cevabını bilemediği bilmece için ablasına koşmak istiyordu. Kesin o bilirdi.
Kaybedecek zamanı kalmamıştı. Gözlerini açtı. Değişen hiçbir şey yoktu. Tüm gerçeklikle yüz yüzeydi. Tıpkı yıllardan beri bir başınalığını başından def edemediği gibi bu kelimelerle ifade edemeyeceği görüntüden de kurtulamıyordu. Bunun bir ismi yoktu. Şu an kim ne söylese ona inanacaktı. Bunu söyleyip ilan edeceği kimse de kalmamıştı aslında. Bunun ne olduğunu ona söyleyecek birileri de yoktu. Yalnızlığına ilk kez sevindi. Kimsenin açıklama yapmasına ve kimseye açıklama yapmasına gerek kalmamıştı. Yıllardan sonra anı yaşayabilecekti. Yapması gereken tek şey vardı: Gözlerini açmak ve sonsuzluk hissi veren bu anın sonunu bilerek yaşamak. Çünkü her şeyden önce bu bir sondu. Yüzyıllar süren yarınların sonu. Milyon yıllar süren gün doğumlarının sonu. Milyar yıllar süregelen gökyüzünün sonu. Bu anı tek yaşaması hem hüzünlü hem de sevinçli bir durumdu. Sonunda bitiyordu. Gözlerini göğe çevirdi. Artık sıcaklığının bir masal olduğu güneş yine de ihtişamından bir şey kaybetmeyerek gri, parlak bir bilye misali göz kırpıyordu. En azından tanıdığı güneş oradaydı. Sonunda sesler duyulur oldu. Ve kimsenin duyamayacağı sözcükleri garip bir mutlulukla fısıldadı:
-Ve gök delindi...