Suçlusu olmadığım bir davanın içindeyim. Bunu sonunda fark ettim artık. Yüküm hafifledi diyemem ama en azından dertlere dert eklemek için çabalamıyorum. Sağım solum çaba ile dolmuşken kapı kapı gezmek için zaman istiyorum sadece kendimden. Ne olduğunu anlamak ya da yaşadıklarımı hazmetmem için yüze su vurumluk kısa bir süre. Daha önce kırdığım aynaların uğursuzluğu zamanla çıkacak onu da biliyorum. Bekledikçe her şey daha da görünür olacak. Kafalardaki soru işaretleri somutlaşacak. Cümlelerimse zamanı geldiğinde tekrar okunup 'Maziye bir bakıver!' diyecek. Belki de sıra bile gelmeyecek. İyileştirmeye çalıştıklarımsa 'sen miydin?' diye sormayacak bile.
Farkındayım artık. Uyku üşümekten daha cazip. Tabi sonuçlarını ve geçen zamanı düşünmezsek. Tıpkı yarının bugünden daha cazip olduğunu bilmek, inanmak, benimsemek gibi. Tabi sonuçları ve geçen zamanı tekrar tekrar hesaba katmazsak.
Yanıldığını, yenildiğini, hatalı olduğunu kabul etmek gibi suçsuzluğunu kabul etmek de beklenmediği kadar uzun bir süreç. Hafifliğe o kadar alışmamışsındır ki bu duyguyla ne yapacağını bilemezsin. Elin ayağın eskisi kadar ağır değildir. Ne yazık ki seni suçlayanlara sıra hiç gelmeyecektir. Onlar bu hafiflikten habersiz ağırlıklarını sana yüklemek için konuşmaya devam edecektir. Oysa sözcükler kütlelerini kaybedeli en az üç kuşak geçmiştir. Söz uçmuştur artık.
Davanın takipçisi olacağız yine de. Laf arasında günah çıkaranlar var hâlâ ne yazık ki. Hafifleme sırası onlara gelmeyecek. Ve her konuştuklarında bulutlar daha da yüklenecek. Çabaları reddedilecek. Sen aklandıkça onlar gizlenecek delik arayacak. Maalesef ki yaşım suçlamalarınızdan küçük. Henüz keyif sürme ehliyeti alamadım. Hata en baştan beri sizdeydi. Neyse ki ben son anda fark ettim.
