Uyandığı sabahın bu sabah olmamasını istedi. Bir kez olsun zamanda yolculuk yapsaydı.. Okula gitmek istemediği liseden kalma bir eylül sabahı olsaydı bu sabah ya da ortaokuldan kalma bir yaz tatili sabahı ya da ne bileyim resmi tatile denk gelmiş hafif soğuk bir aralık sabahı.. Bu sabah hariç her sabah kabulüydü. Yataktan kalkmaya mecali yoktu. Gözleri tavana dikili saatlerce bekleyebilirdi. Hiçbir şey düşünmeden sadece tavanın beyaz boyasına düşen gölgelere kafa yorabilirdi. Perdenin ardından zorla içeri girmeye çalışan güneş ışığıyla sonuca varmamak üzere kavgaya tutuşabilirdi. Tasarladığı bu planlar bir anda ağır gelmeye başladı. Bu plan olmayan fikirler bile yükünü arttırıyordu.
Saatin tiktaklarına daha fazla dayanamayarak yataktan kalktı. Gözleri aynadaki yansımasına takıldı. Evvelden beri aralarının bozuk olduğunu hatırladı. Ancak dünkü tartışmadan sonra iyice araları açılmıştı. Yansımasının gözlerinin içine bakıp "Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın!" diye haykırmasını unutamıyordu. Göz kapaklarını usulca kapattı. Gitmişti. Tekrar açtı. Yine oradaydı. Dünün intikamını almalıydı. Baş ucunda duran çalar saati eline aldı. Derin bir nefes doldurdu ciğerlerine. Yapacağı şeyin sonucuna katlanmalıydı. Tekrar derin bir nefes aldı. "Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın!" diye bağırarak saati dolap kapağındaki aynaya doğru fırlattı.
Büyük bir gürültü koptu. İçinde bir şeyler kırıldığında çıkan seslerin yanında bu bir hiçti. Saati fırlatırken sadece kendi gürültüsünden daha yüksek bir sesi duyabilmek, sadece ona odaklanabilmek için gözlerini kapatmıştı. Ama nafile..
Tekrar açtığında gözlerini ne kadar çok sıktığını fark etti. Canı yanmıştı. Manzara ise sandığından daha vahimdi. Artık karşısında bir tek ayna kırıkları yoktu. Her yerde, her baktığı ayna parçasında yeni bir hayal kırıklığı vardı. Toplayacak gücü var mıydı? Yaptığının farkındaydı. Ayna kırılmıştı. Yansıma vicdansızın vicdanına güvenerek hata yapmıştı. Affedilmeyi bekleyerek konuşmak ışık oyunlarının işi değildi.
Yansımasına küskün yatağına tekrar uzandı. Artık oda içinde bir değil binlerce yansıma vardı. Gördükleri canını yakıyordu. Sessiz, sakin, kendi halinde usul usul güneş huzmeleriyle dalgalanan tavanı dahi görmeye tahammülü kalmamıştı. Gözlerini sıkı sıkı kapadı.
Saatin tiktaklarına daha fazla dayanamayarak yataktan kalktı. Gözleri aynadaki yansımasına takıldı. Evvelden beri aralarının bozuk olduğunu hatırladı. Ancak dünkü tartışmadan sonra iyice araları açılmıştı. Yansımasının gözlerinin içine bakıp "Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın!" diye haykırmasını unutamıyordu. Göz kapaklarını usulca kapattı. Gitmişti. Tekrar açtı. Yine oradaydı. Dünün intikamını almalıydı. Baş ucunda duran çalar saati eline aldı. Derin bir nefes doldurdu ciğerlerine. Yapacağı şeyin sonucuna katlanmalıydı. Tekrar derin bir nefes aldı. "Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın!" diye bağırarak saati dolap kapağındaki aynaya doğru fırlattı.
Büyük bir gürültü koptu. İçinde bir şeyler kırıldığında çıkan seslerin yanında bu bir hiçti. Saati fırlatırken sadece kendi gürültüsünden daha yüksek bir sesi duyabilmek, sadece ona odaklanabilmek için gözlerini kapatmıştı. Ama nafile..
Tekrar açtığında gözlerini ne kadar çok sıktığını fark etti. Canı yanmıştı. Manzara ise sandığından daha vahimdi. Artık karşısında bir tek ayna kırıkları yoktu. Her yerde, her baktığı ayna parçasında yeni bir hayal kırıklığı vardı. Toplayacak gücü var mıydı? Yaptığının farkındaydı. Ayna kırılmıştı. Yansıma vicdansızın vicdanına güvenerek hata yapmıştı. Affedilmeyi bekleyerek konuşmak ışık oyunlarının işi değildi.
Yansımasına küskün yatağına tekrar uzandı. Artık oda içinde bir değil binlerce yansıma vardı. Gördükleri canını yakıyordu. Sessiz, sakin, kendi halinde usul usul güneş huzmeleriyle dalgalanan tavanı dahi görmeye tahammülü kalmamıştı. Gözlerini sıkı sıkı kapadı.
