12 Kasım 2016 Cumartesi

Serum

Adamın oğlu "Beni tanıdın mı baba?" diye sordu. Baba olan "Sen benim annemsin." dedi. Cumartesileri nasıl sessiz olacağını bilemeyen hastane, suskunluğa devam etti.

8 Kasım 2016 Salı

öylesine...

şimdi nasıl desem. elinden geleni yapmadığının farkında olup yine de yapamadığını görünce daha da yoruluyor insan. kendini sorgulamak en külfetli iş. ve bunu istemeden farkına varmadan her saat her dakika yapıyorum. yorgunluğumun daimi oluşu bundan... kendimi resmen tüm gelişmelere kapatıp dondurmuşum gibi hissediyorum. çevresel etmenleri çoğu zaman gözardı eden biriyken nerede bir çıkmaz varsa oraya yerleşip kök salmaya başlıyorum. kendimi kandırdığımı anladığım günden beri kimsenin yardımını da kabul etmiyorum. ne çıkıyorum ne iniyorum. ne doğru düzgün öykü şiir yazıyorum ne de derslere kendimi verebiliyorum. içimde bir şeyler ters giderken tekrar kendimi kandırıyorum, oyun oynuyorum yanılgısı korkutuyor. yapabileceğini başarabileceğini bilirken bir yandan kendine inanamamak, iç sesinin yalandan olduğunu bilmek... gökyüzüne baktığımda buluttan başka bir şey göremeyince elim kolum iyice bağlanıyor. kimseye yardım edememek kendi umutlarımı dahi boşa çıkarmışken başkalarından bahsetmek oldukça gülünç, martıların kahkahalarına eşlik edesi geliyor insanın. bir yandan bunları yazıyor olmak bile gereksiz abartılarımdan, yazma hevesimi tatmin etmekten başka bir amacım olmadığı fikrini aklıma yerleştiriyor. daha küçükken "içimde bi' boşluk var. kurtulamıyorum.' deyip ağladığımda çevremin "Abartıyorsun." demesinden olsa gerek tüm fikir ve duygularımı gizlemeye yönelik geliştiriyorum. ya da geliştirdiğim hiçbir şey yok ortada gerçekten fikirlerin olmaması gibi. şimdilerde unuttuğum aynısını kurmaya cesaret bile edemediğim hayallerimden bahsetmektense çok sıkıldım artık. kabak tadı vermeye başladı. yeni hayallerim yoksa bu konu hakkında yazmaya tek söz etmeye dahi hakkım olmadığına inanıp susuyorum.
hani bazen diyorum ki bari bu kadar emeğin karşılığı olsun. yaptığım fedakarlıklar boşa gitmesin. ama umutlarımı tek tek rafa kaldıranın kimse değil ben olduğumu görünce bencilliğimde boğulmaya bırakıyorum kendimi. 
yeni kelimeleri bilmiyorum, eskileri kullanmıyorum, adımı unutuyorum.
haklısınız hocam yerden göğe kadar. hak ettim. inanın sizin yerinizde olsam ben de aynısını yapardım bana.
çünkü herkes çok iyi.

28 Ekim 2016 Cuma

Eskici

Bakmayın öyle güçlüyüm ben ayaklarında dolaştığına. Korkağın teki. Sefil düşüncelerinden dahi saklanmayı bilmez. Yüreğinin kalabağı ürkütür geceleri. Uykusunun en ağır geldiği anlarda şarkılar söyler. Anlamı yoktur onun için. Tek bildiği karanlık bir melankolidir. Teslim olmuştur başına gelen her şeye, ince eleyip sık dokuyup şikayet etmeden önce. Kılı kırk yarmadan söylenmez. Bu da her şeyden memnunmuş havası verir bezginlikten kurtulamamış yüzüne. Bir de garip bir huyu vardır. En doğru gerçekleri özellikle de kendi hakkında olanları arkasından söyletmez, direkt yüzünüze söyler ve sonuna kadar hak verir. Çünkü cebinde balçıkla gezmez. Güneşi saklamak için bulutlarını kullanır. Garip bir haklılık duygusu da vardır. Bu hak nereden gelmiştir bilinmez ama sonuna kadar da kullanır. Fala falan da inanmaz. Gelecek belirsizken daha doğrusu plansızken daha yaşanabilirdir ona göre. Planladığı çoğu şey uçup giderken sadece kabullendiği için böyle düşünür olmuştu galiba. Vaz geçtiği -kolayca vaz geçtiği- hayallerini kırarken de bu geçmişti aklından. Yaptığı hataları ve yazdığı klişeleri de hiç unutmuyordu. Aynı sözcükleri defalarca kombinlemesine rağmen yine de yazıyordu. Yeni projeleri vardır mesela her zaman aklında. Ama asla cesaret ve ümide yem etmez onları. Yıllarca bekletir tek bekleyenin kendisi olduğunu fark etmeden.
Bir de sihirli bir değnek arar etrafında. Elindekileri görmeden.

22 Eylül 2016 Perşembe

İsimsiz Bir Hint Filmi

Biri seni delicesine severken haykırmak kolaydır
Ya da kabullenmek
Ya da ihanet etmek
Ya da güçlü olmak
Ama bilemedin canımın içi
Beni bıraktın
Ne bulacağını düşünmeden
En güvenmesi gereken güvenmezken gittin
Enkaz, yığın...
Olmadı
Bu defa da olmadı
Yanlış sorular cevapsız kalmalı
Şansını zorlama
Gittiğini kabul et
Döneceğini de
Yirmi karar da yanlışsa
Yirmi birinciyi unut
Daha ne kadar açıklayabilirim
Fişlerdeki beşlerin kontrol edildiği yerdeyim
Geceleri çocukların değil habercilerin üstünün örtüldüğü yerdeyim
Tiyatroda değil gerçek sahnedeyim
Bir kuruşun bir kurşundan üstün tutularak sözlerin harcandığı yerdeyim

Sen nerdesinki?

Dönen sözcükler söylenmemiş olacak ki kafam hala dopdolu...

Yazmasak da olurmuş işte

Yeni bir kanıt mı istemiştiniz?

Buyrunuz ohalde...

14 Eylül 2016 Çarşamba

kamu spotu

yağmurlara çok yükleniyoruz. ya da bulutlara... gereğinden fazla anlam taşıyorlar. neden bilmiyorum ama bunu ben de yapıyorum. belki kolay olduğundan belki tüm gözler tarafından rahatça görülebildiğinden, herkesçe duyulabildiğinden. bilmiyorum ama bu çok anlamsız. ayrıca büyük haksızlık. onların amacı bu değil ki. sadece döngüyü devam ettirmek için varlar. gerçek olan fiziki döngüyü devam ettirmek. su döngüsü, yaşam döngüsü... ama anlam yüklendikçe sorumlulukları artıyor ve bu onları daha da anlamsızlaştırıyor. yazık ediyoruz.
tıpkı sözcüklerle somutlaştırılmaya çalışılan anlar, anılar gibi. somutlaştırmak basitleştirmek demek değil midir? kolaylaştırmak, herkese ulaştırmak. beni görün, duyun derken değersizleştirmek. yazmak, söylemek...
büyü bozmak demek istemiyorum ama en uygunu bu gibi.
bu yüzden uzun zamandır yazmak istemiyorum galiba. süregeleni bozmaktan hep korkmuşumdur zaten. ya da sadece duruma açıklık getirmek istemiyorum. kafamın içindeki yığın her zaman oyalanmak için tercihimdir.
uykularımın kaçtığı da yok. gitmelerle kalmalarla da bir derdim yok. yavaş yavaş kabulleniyorum her şeyi. sevmeye sevilmeye kendimi sevdirmeye niyetim de yok. ben buyum diyeli uzun zaman oldu. unutmaya da çabalamıyorum, hatırlamaya da.
haksızlığımı ilan etmiştim zaten.
artık yazmaya da söylemeye de gerek duymuyorum. anlaşılmak gibi bir niyetim olmamıştı hiçbir zaman. yanlışlarım olduğunu bildiğimden beri.
fırsatlarımı da tükettim.
zaman geçtikçe yağmur ya da bulut oluyorum galiba. söyleyip yazdıkça unutuyorum. yağınca geçiyorum. bi' bulut olup geçiyorum. geçerken yağıyorum.
hep aynı şeyi söylediğimi fark ediyorum.
bu da fiziki  bir döngü.
yaşam döngüsü.

3 Temmuz 2016 Pazar

Üzgünüm, Hak Etmiştik.

Canımı yakan, beni her türlü yenilikten alıkoyan şeydir hak etmişlik fikri. Fikir mi, duygu mu yoksa bitmek tükenmek bilmeyen bir düşünce mi bilemediğim henüz sınıflandırmasına kafa yormadığım 'müstahak olma' durumundan kurtulmak sanıldığından daha zor. Daha işlenmemiş günahların bedelini dahi ödetir insanın. 
Kurtulmak ne mümkün... En umut dolu anında bile kaplar insanın akıl odalarını. O anın her zerresine kadar hak edilmiştir. Hiçbir haksız kazanca yer yoktur. Oysa bazen dinlendirip havalandırmak gerekir bulundukları yerde küflenmeye yüz tutmuş çoğu hayali. Gerçi yıkılan hayaller mi yoksa gelirken kırıklığa uğramış hayaller mi daha çabuk tazelenir karar vermiş değilim. Zaten akla düşenler hak edilmezse boşluğa düşüp yıkılır,kırılır.
Velhasıl çıkmazın içinde yeni ümitler için, geri dönüşler için debelenip duruyoruz. Bir animasyon izler gibiyiz sonunu merak etmeden,yorum yapmadan.
Yaşımdan uzun senelerin yorgunluğu çökmüş kafatasımın en içerisine. Üzgünüm, bunu da hak etmiştim.

23 Nisan 2016 Cumartesi

94A Son Hız

Hazır yazılmışı varken neden yazmak için bu kadar çabalıyoruz ki? Okusak ömür boyu sadece okusak bitmeyeceğini bile bile yenisini yazıyoruz dilimiz lal olana kadar. Oysa o kadar çok neden var ki yazmamak ve susup dinlemek için... 
Yazın kapıdan döndüğü, güneşinse her rüzgara inat iliklerime kadar ısıtmaya devam ettiği, kalabalığın hastane kokusunu taşımaktan usanmadığı bir durakta böyle felsefi konuları düşünmek, sorgulamaktan çekinmemek yorgunluğuma yorgunluk katıyor. Gelecek otobüste yaşlılara hürmetin hat safhada olması gerektiğini bilmeme rağmen oturacak tek boş koltuk hayali de kafamın bir köşesinde bekliyor. Ve rem yemeye devam eden nice ümitlerle bekliyorum. Aslında bir şeyleri böyle istekle beklemeyeli uzun zaman olmuştu. Demek beklemeyi de unutabiliyormuş insan, yatmadan önce gelecek hayalleri kurmayı unutabildiği gibi.
Bir 94A yaklaşıyor sınırları belli olmayan durağa. Herkes önceden binme derdinde son durağın neresi olduğunun farkında olsa da. İçerisi her zamanki ağırbaşlı sessizliğini koruyor. Oysa bir 72T olsa sohbetin dibine vurabilirdi bir genç tüm olumsuzlukları umursamadan. Ya da ankebutun sorgulandığını duyabilirdiniz. Fakat burası 94A. Sizi asla gitmek istediğinize götürmez. Ne yazık ki kapısından bile geçmez. 71T gibi gezmeyi de bilmez kaç yaşında olduğunu sormaya utandığınız bu otobüs. Sadece gider bir yerlere, sizin uzakta gördüklerinizi görmeden. 
Hani özledim diyebilmek büyük nimettendir demişti ya o varlığından bile haberdar olmadığımız kaygılarını terk etmiş bir yazar müsveddesi... İşte onun kaygısızlığını yine ben yüklenmişim gibi. Ya da bir aralar kır çiçeklerinin bana emanet edildiğini düşünürdüm, hanımelilerimi soldurduğumdan beri.
Duraklar ne duyulur ne görülür buralarda. Sonunu getiremeyip verdiğimiz onca paraya yanıyoruz. Sevemiyoruz. 
Her yolculuk biter. Bu defa aslanla midesindekini kaça satabileceği hakkında ufak bir toplantıyla son veriyorum yoluma. Nasıl olsa yarına kaçan tüm otobüslere el sallayacağım dolgun bir gülümsemeyle. Yürümek fakirin akılsız başının tek eğlencesi.

21 Şubat 2016 Pazar

klişe olmak da iyidir

illa kaybolmak gerekmez beyaz kağıtlar arasında. 
ya da kahveyle güne başlamak. 
görmeden kimseyi yeni romanlar yazmak gerekmeyebilir.
 ve ya uzak diyarlar tek kurtuluş çağrısı değildir.
 anlaşılmak şu kısacık zaman mefhumu içerisinde
ya da anlaşılmamak
anlaşılamamak
anlaşmayı ummamak
işte tam olarak mesele bu
beklemek ömür boyu
köşeye kadar
ya da beklememek okul çıkışında
tam yanında kavgalar olurken
gömülmek önündeki kum kafalara
ağrılar geçmez
benim de derdim hep aynı
sırf bu yüzden renkler anlamsız
ümitler,düğünler,üçüncülükler
omzumda yük değil
sancılar olsaydı
ve vakti zamanında
yağmurlar kapımı çalsaydı
biriktirmeden dağıtsaydım
...
farkında mısınız
arkadaş değil 
not defteri arıyoruz
...
yine sonumu getiremeden
günümün başlangıç saatini değiştirdim
tik takları evvelden sevmem.