25 Şubat 2020 Salı

Karar vermeden önce ne kadar bekleyebiliriz?

İşte o zamanlar büyümek istiyorsun da... Gerek yokmuş.
Sınavlara girerdik. Yani bizim nesil öyleydi. Sınavlara girerdik bedava kalemler, çantalar, kitaplar verirlerdi. Sevinirdik. Arkadaşlarla okul bahçesinde söylediğimiz şarkıyı radyoda duyardık. Sevinirdik. Arkadaşlıklarımızın nasıl başladığını hatırlayamazdık. Veya doğum günlerinde yaptığımız sürprizleri unutamazdık. Harika zamanlar değildi ama güzeldi, değerliydi. Şimdi her gün diğerinin aynısı. Amaçlar sıradan, yarınlar da dünler gibi sırada. Beklemekle geçiyor ömür. Sorsan anlatamam ama uzun yıllar yaşamış, beklemiş ve olmamış gibi. Hiçbir şey olmamış. Sıkıldığımıza, üzüldüğümüze, beklediğimize değmemiş. O kadar yorulduktan sonra önümüzde hala yolların olması üzücü. Biri bana ne istediğimi sorduğunda hep "şu an için"li cümleler kuruyorum. Boşluk özlemiyle dolup taşıyoruz yine. Eski sebepsiz özlem. Düşünmemek için sebep çok, kaçmak için de. Bahane bulmak isteyen hiç zorlanmıyor. Iyileşemiyoruz bir yerde. Kendi tekrarımızı da tekrarlıyoruz. Döngü içinde döngü. Sancı içinde sancı. Kaçamıyoruz. Doyamıyoruz. Olamıyoruz.
Bu defa başa dönüş de kolay değil. Sona ise daha çok var. Çıkmazda olsak daha iyiydi. En azından sonu görürdük. Şimdi görünürde son da yok, yol da yok. Yol var olmak için adım bekliyor. Adımlar ise atılmak için hafiflemeyi bekliyor. Korku yüklerinden kurtulmayı bekliyor. Korkular ise ufacık bir cesaret kıvılcımına hasret. En son ne zaman ateş yakılmış buralarda belli değil. Hava soğuk, çok soğuk. Sis yoğun. Göz ileriyi seçemiyor. Aslında akıl farkında ancak seçeneklerini daha var edemeden yitirme endişesiyle dolu. Endişeler, korkular, yükler, yarınlar, yollar, dünler... Mümkün olan hatalar, mümkün olmayan seçenekler, gidebilme ihtimali, var olma olanağı...
Kolay gelsin.