27 Nisan 2018 Cuma

Bir Uzaylı ile Ayaküstü Sohbet

-Geldiğin boşluk benimkinden ya da burada bulunan herkesin toplam boşluğundan ne kadar büyük bilemem. Karanlığa gözlerin alışkın olarak doğduysan doğan güneşe rağmen karanlıkta kalmayı bilmediğini varsayabilirim. Ayrıca eminim ki uğrak yeri olarak kullandığın hayal dünyaları bizlerin tek bakış açısına mahkum düş pencerelerinden daha ışıltılı ve umut vadedicidir. 
Buralar çok gürültülü. Kendi sesimizden şüphe ettiğimiz çok an var. Bazen diyorum ki dışarıdaki bu sesleri dinlersem içimdeki ses susar. Benim olmayan gürültülere kulak verirsem sorumluluk almış olmam. Ama hiç de öyle olmuyor. Dışarıdaki bağırışlar devamında hep daha fazlasını davet ediyor. Uzaydaki ölümcül sessizliği merak etmiyorum desem yalan olur. Hatta burada öyle bir yer varmış, dünyada. Lisedeyken bir hocam anlatmıştı. O kadar sessizmiş ki orası; sadece kalbinin atışını duyuyormuşsun. Sadece kalbinin... Oradayken düşüncelerimiz de susuyor mudur acaba? Bizi ezen, boğan, yok etmeye çalışan tüm düşüncelerin, vicdani tüm muhakemelerin susacak olması... Kalbinin sesinin dahi duyulmaması...
Hiç çok mutlu olduğumu hatta şöyle diyeyim şimdiye kadar mutluluğum zirvede dediğim anı hatırlamıyorum. Zaten insan hep mutlu olamaz biliyorum. Mutluluğun en doruk noktasını da hep saklarmışız. Bunu yeni öğrendim. Yaşamına devam edebilmek veya sonrayı yaşamak isteğini kaybetmemek adına olabilir bu saklayış. Oysa bazıları da der ki benim hiç sırrım yok. Hayat tamamen bir sır etrafına dolanmışken.
Bu arada problemi de, çözümü de buldum sanırım. Bir gün seninle bir uzay gemisine atlayıp sonsuz boşlukta dolaşma hissini tadacağım. Evet, tüm sonuçlarını merak etmeden. Dünyadan ben uzaklaştıkça ne olacağını hesaplamadan. Bunu gerçekte asla yapamayacağımı, yapmaya tüm kalabalıklarımın izin vermeyeceğini biliyor olsam da seninle hayal dünyalarını gezeceğiz. Bunun ne problemle ne de çözümle yakından uzaktan alakası yok. Boş ver.
Benim biraz yalnız kalmam lazım şimdi. Her zamanki rolüme devam edeceğim. Bu yılki Oscar'ı bana verirlerse kabul etmeyeceğim. Kabul etmediklerim arasında tabii 'inceleme yapmadığımız sürece iç organlarımız yoktur' fikrini saymazsak en saçması bu sanırım.
Kendimi dinleyeceğim. Hit parçamı bulmak dileğiyle...

9 Nisan 2018 Pazartesi

kaçınılmaz gerçeği araştırmak

Her şey oldukça ve yeterince saçma değil mi? 
Aslında günler öncesinden, haftalar, aylar öncesinden ayarlanmış, planlanmış, kurgulanmış hikayelerim, yazılarım vardı aklımda. Ama o kadar uzun süredir erteliyorum ki bunu.. Ayrıca sadece yazmayı da ertelemiyorum.. Uyumayı, ağlamayı.. Ve sonra yaparım demeyi.. Ertelemeyi erteler mi insan? Şimdilerde yeni alışkanlığım bu. Esasında pek de yeni değil. Ertelemeyi alışkanlık edindiğimi fark etmem biraz uzun sürdü diyebilirim. Bunu demem neyi değiştirir bilemiyorum ama kabullendiklerim arasına eklenecek yeni bir şey daha bulmuş olabilirim. 
İnsanlar gözlerinin önündekini bulmakta o kadar aciz ki.. ya da o kadar umursamaz ki.. bilemiyorum. Ellerimden kayıp giden yıldızları umursamayarak gitgide o 'insanlar' diye bahsettiğim insanlar kategorisine kendimi de yerleştirmiş olabilirim. Ağlamayarak, uyumayarak, yazmayarak, kendimi yok sayarak onlardan olmam diye düşünüyordum. Yine onlar tarafından aptal ve değersiz yerine koyulunca hissettim bunun kaçınılmaz olduğunu. Yazık! Daha erken fark etmek isterdim.  İşte, değişeceğimden değil de..
Hani bi' ağlasam devamı gelir biliyorum.
Boş verdim. 
Papatyalar açmış.
Sen düşme diye koşarken fark ettim.
Burada olmayı ben de sevmiyorum.
Gidecek yerim yok.
Sadece vakit geçsin diye bekliyorum.