20 Aralık 2017 Çarşamba
Saat 10.38.
6 Aralık 2017 Çarşamba
Bünyamin karlı bir havada gitmeyi seçti.
27 Kasım 2017 Pazartesi
15 Kasım 2017 Çarşamba
Yeşil deftere
28 Ekim 2017 Cumartesi
boşuna
24 Eylül 2017 Pazar
bünyamin ve kapısı
4 Ağustos 2017 Cuma
şiir kurtuluş projesi çöktü.
16 Haziran 2017 Cuma
Arıza
27 Mayıs 2017 Cumartesi
durum...
1 Mayıs 2017 Pazartesi
Bir hikaye yazsaydım adını ne koyardım bilemedim.
Bir yudum daha çay.. Bir aşk romanı yazsa adı bu olurdu herhalde. Sokağa baktı. Daha yağmur başlamadan kavgası başlamıştı. İki araba birbirine girecekken frenlemiş ama şoförleri kendilerini frenleyememişti. Avaz avaz bağırıyorlardı. Tam da şu anda bir perinin gelip tüm dünyayı susturmasını istedi.
Bir iki damla su değdi yüzüne. Birkaç dakika sonra bastırırdı. Adamlar susmadı. Çayı da soğumuştu. Dışarı çıkmaya karar verdi. Ama önce çamaşırları toplamalıydı. Ya da çiçeklere su mu verseydi?
Önce saksıları balkonun kenarına çekti. Yağan yağmurdan onlara da gelsin diye düşündü. Sonra çamaşırları topladı. Dünkü güneşin ardından iyice kurumuşlardı.
Şimdi dışarı çıkma zamanıydı. Şemsiyesine baktı. Almamaya karar verdi. Bu nisan yağmurunda şemsiye açmak yağmura saygısızlıktı. Usulca kapıyı açtı. Ev ile ilgili tüm düşüncelerini eşikte bıraktı.
Dışarıda onu bekleyen bulutlar, yağmur, rüzgar ve onun olmayan gürültüler vardı. Kendi içindeki uzay sessizliğine çekildi. Bir hikaye yazsa ilk sözleri bu olurdu herhalde.
26 Nisan 2017 Çarşamba
Gecenin üçü
En kısa zamanda tüm doğruları değiştirmeli
Beş şıktan en rüküşünü seçmeli
Seçim vaatlerini art arda ekleyip duble yollar yapmalı
Yağmur yağması için illa sizi mi beklemeliyim bayım?
Çoklu kişiliğime hakaret bu
Alma çılgınlığına artı bereket
Beklemek kısacık ömürlere zulmet
Yağmayan ağrılardan, romatizmal yağmurlardan muzdaribim
İlaçlarımdan ayrılıp yeni bitkiler kaynatmalı
Bilmek de farkında olmak kadar sahtekâr mı
Belgede sahtecilik gelecek için değer mi
Yeter artık
Beni düzeltme
Sessizce onayla
...
Sessizlik
İyiki gerçek hayat böyle değil.
19 Nisan 2017 Çarşamba
Doğruları mırıldanmak
Ama düşünüyorum da sesimiz cılızken de favori şarkımızı mırıldanabiliriz. Varsın kimse duymasın. Hep birlikte aynı şeyi söylemesek de, farklı melodileri sevsek de en sonunda bir gürültü duyulacaktır. En sonunda bir kelime anlaşılır.
Demem o ki doğrularımızın arkasında duralım. Dalga geçenler, korkak diyenler mutlaka mutlaka olacaktır. Bocalamak günlük sporlarımız haline gelecektir. Test edilmek zorundayız, sınırlarımızı bilmek için. Testler de zamanla antrenman olacak. Şarkımızın sözlerini başkaları için değiştirmiyorsak sorun yok. Kendi şarkımızı kendimiz yazıyorsak daha çok yalnız kalırız belki. Ama melodiyi sevdiysek vaz geçmeyelim. Varsın yol sıkıcı olsun. Varsın yolun kenarında kediler, köpekler olsun. Yol yeter ki doğruya varsın.
15 Nisan 2017 Cumartesi
yok musun
ve limondan
ocakta unuttuğum sayısız çorbadan
sonra yapmak için not aldığım ama yapmaya üşendiğim keklerden
yıkamadığım bulaşıklardan
yıktığım hayallerden
abartmadığım yeteneklerimden
anlatmadığım hikayelerimden
yerden almak istemediğim sonuçlardan
çare olmayan doktorlardan
gittiği için üzülmediğim kimselerden
kimsem olmayanlardan
hiç kimsem olmayacaklardan
yarın görmeyeceklerimden
beklemeye layık görmediklerimden
arkasından konuşmayı suç bildiklerimden
beni kıran ama benim kırmaya korktuklarımdan
vanilya kokmayan soğumuş kahvemden
şekersiz çikolatama zam yapanlardan
yüzüme gülüp sonrasını umursamayanlardan
uzun uzun ekler almış kelimelerden
okumayı ertelediğim yazarlardan
yeni yazanlardan
yazmayı sonraya bıraktıklarımdan
her türlü sosyal medya mecrasından
verdiğim sözü tutmadıklarımdan
mesafelerimi aşamayanlardan
mesafelerimi aşmasına izin vermediklerimden
umudu olanlardan
umudu olamadıklarımdan
hayali olmadığımı bilmeyenlerden
beklediklerimden
köşeyi her döndüğümde karşıma çıkan annelerden
ve oğullarından
kalemimden
fildişi kalemden
senden
günden
sessizlikten
...
özür dilerim
kendimden
değil ama
o başka bir zamana
belki de hiçbir zamana
ve şimdiden
özür dilerim
...
9 Nisan 2017 Pazar
Lütfen saatlerinizin ayarı ile oynamayınız.
İmkanı olan başka şeyler var mesela. Sözlerimiz. Ortalığı karıştırmayan, kimseyi infiale sürüklemeyecek, tamamen bir amaca bağlı sözlerimiz. Nasıl ki dil sürçmeleri bilinçaltında yatan baskılanmış gerçeklerimizi ifade ediyorsa başkalarından duyduklarımızı da bir başkasına iletilirken o cümleye inanmışlığımızı ortaya seriyor bence. Kimse inanmadığı şeyi bir başkasına iletmez kısacası.
Bu kadar derdin arasında buna takılmak da işin boşvermişliği olsa gerek. Oysa tam şu anda tüm gelecek iki seçenek halinde önümüze sunulmuş durumda ya da tüm ölümler farkedilmeyi beklemekte. Bizse günlük uğraşlardan, keyiflerden ileri gidemiyoruz. Tabağımızda tuzumuz olsun da kabağımız olmasa da olur düşüncesindeyiz.
Kaybolmuş ve kaybolmayı bekleyenlerden olmamak gerek.
Ve arasıra aklıma gelmezsen mutlu olurum. Bu kadar yokken bu kadar aklımı meşgul etmen yorgunluğuma yorgunluk katıyor.
Düşüncelerde dahi olsa bu kadar çok karşılaşmamız mümkün değil.
17 Mart 2017 Cuma
Krem rengi koridor
Bir de benim olmayan seslere
Her zamanki gibi bir sıra bekliyorum
Yine elimdeki mürekkebe bakıyorum
Nasıl bulaştığını biliyorum
Dışarıdaki seslere ait olmadığımı da
Içimdekilerin bana ait olmadığı gibi
Birçok birçok hastalık öğrendim
Ama boşluk hissine ait tek terminoloji duymadım.
Belki latince bilseydim, doktorlara derdimi anlabilirdim.
Hiç tanımadığım, derdime ortak olmasın diye uğraştığım doktora.
Gözlerim tekrar ellerimde
Daha yeni bir şiire mavi mürekkep bulaştırmışım gibi duruyorlar.
Ya da bir pazar sabahı bulmaca çözmüş gibi.
Ardından gelecek kahvemi bekliyorum.
Yine bekliyorum.
Ölüm korkusunu duyuyorum sadece tanışık olduğum bir doktordan
Korkuları okuyorum gittikçe yazıları aşina gelen bir yazardan.
İşte her şeye rağmen buradayız.
Ellerimdeki mürekkebe bakıyorum.
Yıkamaya kıyamıyorum.
11 Mart 2017 Cumartesi
Tüm müdahalelere rağmen kurtulamadık.
Kaçmanın değerli olduğu anlar vardır. Tıpkı kedilerin sizden daha değerli olduğunu hissettiğiniz anlar gibi.
15 Şubat 2017 Çarşamba
Kendi içinde boğulmak
- Şimdi yağmur sussun!
Yok öyle şey. Anlamadın mı hala? Saksı, bardak, vazo, kedi, bulut olsaydı anlardı. Bir sen anlamadın. Sen sustuğun an yağmur şarkı söylemeye başlar. Yazın en hit ve aynı zamanda en nefret edilen şarkısı gibi ritmini durduramazsın. Kendine gel bu sen değilsin.
- Yağmurlar, anlıyorum dile geldiniz. Ama yeter!
Yook, yetmez sana. Bak biz bile dile gelmişiz ama sen kendine gelememişsin. Pardon ama o meraklı, anlatmaktan yorulmayan, hayallerime yaklaşan kıza ne oldu? Ne yaptın ona? Aynaya her baktığında o kızdan utan bari. Ama nerdee? Sen anca günlük çok da lüzumu olmayan hikayelere gül. Geri bildirim alma hevesinde ol. Kendi olmayı seven kız olma hiç.
- Boğuluyorum, görmüyor musun yağmur?
Müstehak sana.
- Yapmayın. Nefes almam gerek.
Sen git. İlhamın gelsin. O zaman yine bir durum değerlendirmesi yaparız. Şu son iki senede nelere hiç gereği yokken katlandın. Bu mu zor geliyor sana? Hiç samimi değilsin. Hatta soğuk nevalesin. Bunu da başkasından duyma.
- Hepsinin farkındayım. Her sabaha böyle uyanmak çok zor.
Oysa başka sabahlara uyanmak elinde.
- Mazeretlerim var.
Kabul edilmedi. Söyler misin neyi bekliyorsun?
- Kapı.
Tüm kapıları cereyan yapıyor diyerek kapattın diye hatırlıyorum. Ellerinle. Tek tek. Kilitledin. Belki kapatsan geri açabilirdin. Ama anahtarları da saman alevlerinde erittin. Kendini tüketiyorsun.
- Yoruluyorum.
Hangi sebeple? Neye dayanarak yoruluyorsun? Ortada somut hiçbir şey yok. Sen kendini hapsettin. Sonra da bunu kabullendin. Kabullenmek büyük bir meziyet sanki.
- Şimdi sıra bende.
Otur oturduğun yere. Ben gitmeden hiçbir yere gidemezsin. Zaten yeterince bekledin. Daha da beklersin. Yalnız olmadığının farkında olup yalnızlığı seçmek niye bana açıklar mısın?
- Bu tartışmanın kazananı yok.
Kazanan yok belki ama gidecek olan da yok. Ben hep burdayım.
-Hep?
Bu denizde yalnız olmadığını bilip kendin de dahil herkesi görmezden gelmen büyük bencillik. Bencilsin.
- Biliyorum.
Bildiğini sanıyorsun.Biliyorum.
1 Şubat 2017 Çarşamba
Yeniay
Kolay olsun diye sana yazdığımı düşünmemelisin Leylacığım. Ya da tam olarak öyle düşünmelisin. Ama bir şeyden emin olarak yazdığımı bilmelisin: İşin çok zor be Leyla.
Sen çok güçlü bir kızsın. Kimileri bunu sessizlik olarak adlandırsa da ve ya sen bunu kendini kandırmak olarak nitelendirsen de sen çok dayanıklı birisin. Böyle olmanın seni iyileştirdiğinin farkındasın. Kendini kabullenmenin yolunu bu olarak görüyorsun. Başkaları seni pek kabullenmese de sen zaten yazarak mecnun'a ulaşamayacağını biliyorsun. Mecnun, sadece yazar. Ve herkes onu okur. Senin yazdıkların kimsenin umrunda değildir, mecnunun bile. Yazarak bir yere varmak hayallerinde bile yokken buralarda biraz daha takılman zaman alır. Bu aralar zamandan başka harcayacağın kadar bol şeylerin yok.
Tek derdinin annenin yanında yatarken nefesini onun nefesine uydurmak olduğu o günleri özlediğini biliyorum Leyla. Özlemek de böyle bir şey işte, her zaman dillendirilmiyor. Bazen yutkunamayacak kadar özleyebiliyor insan. Bazen de özlediğin şeyin ne olduğunu da bilemeyebilirsin. Tüm ayrıntıları, fikirleri, bilinmezleri bilmek istersin ama mümkün değildir. Bilinmezlere de özlem duyarsın, içindeki anlamsız boşluğa da.
Leyla, kendine iyi bak. Sen bana lazımsın.
31 Ocak 2017 Salı
Dolunay
Sadece saçma bir oyunun içinde kimseye ve kendi içimdeki kimseye bulaşmadan mümkün olduğunca toplumsal uzlaşılardan uzak durarak, bol bol kek-börek yaparak, yüzümü yansıtan nesnelere göz kırparak, kırılmış telefonumun dahi gönlünü almayarak, özlemini duyduğum sohbetlerin samimiyetini tek bozanın benim ruhsuzluğum olduğuna inanarak, sevdiğim yazarları okuyarak, daha çok sonrasında neden boşa zaman harcayıp bu filmi-diziyi izlemişim ki diye soracağım şeyleri izleyerek, kalanla kalınmıyor mecnun deyip tüm derslerimden geçerek, hayattaki rolümü büyütmeyerek, ne leyla olmak için ne de mecnun olmak için çabalamayarak, son ve en önemlisi kendimi daha da büyük kandırıp olmayacak şeylere inandırarak günlerimi geçiriyorum.
Gerçeklerle karşılaştığımda...
O kadar güzel idare ediyorum ki kendimi, bu cümlenin sonunu getiremedim.
Allah sonumuzu affetsin.
16 Ocak 2017 Pazartesi
son durum hikayesi
15 Ocak 2017 Pazar
Adı Yağmur
Oysa senli cümlelerle başlayıp biraz melakolik biraz lirik bir şeyler söyleyecektim. Ama yağan karın üstünden günler geçti. Tıpkı seni en son görüşümün üstünden aylar geçmiş olması gibi. Her yeri saran, örten, gizleyip saklayan bembeyaz karın ardından güneşli hoş bir havanın gelmesi beni ne kadar şaşırttıysa sana en çok ihtiyaç duyduğum anda en beklediğim yerde karşıma çıkmaman beni de öyle şaşırttı ve rahatlattı.
Evet, rahatlattı.-Şimdi sessizce yıllardır rengi solmak bilmeyen fakat yayları hafiften kendini belli etmeye başlamış koltuğa oturmalıyım. Zira yazarım ayakta düşündüğüm zaman pencerenin önünden gelen geçen herkesten ufak bir uyarı almamam gerektiğini düşünüyor. Kimse bana karışmıyormuş gibi onu da umursamadan hikayeme uyup pencerenin kenarından uzaklaşıp usulca koltuğa oturuyorum.-
Nerede kalmıştım? Evet, rahatlattı. Seni görmemek aslında seni düşünmekle aynı şey. Seni gördüğüm zamanlar genelde tam da unutmaya başladığım zamanlar. Zira aniden karşıma çıkışının başka anlamı olamaz. Belki vardır, tıpkı yağmurun olduğu gibi. Ama bunu kabul etmemek tüm kabul ettiklerim arasında belki de en masumu, en gereksizi.
Su bardağında çay içmeyi seviyorum ama pek sık yaptığım bir şey değil bu. Çay bardakları bittiğinde en son bir iki su bardağı temiz kalıp da bulaşık makinesine koyulmadığında ya da çaydanlıkta kalan çaya kimse ortak olmadığında tek başıma su bardağından içtiğim çayın keyfi hiç bir yerde yok. Işte asıl sorun da bu. Vaz geçtim sorun değil. Çünkü neyi sorun edersem daha da büyüyüyor başkalarının gözünde. Her neyse… Yokluğun ya da seni aradığım hiçbir yerde bulamayışım daha da özgürleştiriyor beni. Aynı buğday sarısı ve yosun yeşili binanın önünden yılın 360 günü geçsem de geriye kalan beş altı günün birinde kesinlikle o binadan çıkacağını bilmek varlığından haberdar olmaktan daha keskin bir netlik benim için.
Git gide ne dediğimi anlamak zorlaşıyor, biliyorum. Bir de senin de beni aramadığın, merak etmediğin konusu var. Sen de haklısın yıllar önce sözünü verdiğin tedaviyi geliştirmek zor bugünlerde. Ben de olsam -ki olmayacağımı ikimiz de biliyoruz- beni merak etmem.
Bu öyle bir şey değil. Sana şarkı söylemiyorum, şiir yazmıyorum, öyküler anlatmıyorum. Sadece bir şeyler biliyorum. Bir sevdiğin var, adı Yağmur. Bu şehir haricinde denizi olan her kentte, kasabada yaşayabilirsin. Sevdiğin renk ya sarı ya da mor. Sana yakışan renk kesinlikle yeşil. Dünyanın sonuna doğduğunu düşünüyorsun. Belki de okulu bitirdikten sonra küçük bir kitapçı açarsın. Ya da annene ithafen bir adada bahçeli küçük bir ev alırsın. Adını haberlerde duyarız. Tabii ki de yeni keşiflerinle.
Tekrar uymak zorunda olduğum hikayeme dönmem gerek. Mutfağa gitmeliyim. Çay bardakları bitmiş. Fildişi kulemizi ziyarete gelecekler için yeni çay bardakları yıkamalıyım.
5 Ocak 2017 Perşembe
Kabulleniş
Bunları yazmak ya da paylaşmak istemiyorum. Çünkü oldukça büyük, kocaman devasa laflar bunlar. En beylik sözlerden dahi daha ağır sözler bunlar. Belki de yarın okuduğum da "Ne saçmalamışım?" -ki çoğu yazdığım için bunu derim- diyeceğim şeyler bunlar. Ama yazmış bulundum işte. Çok sıkılırsam silerim. Güneşten sıkılıp gece olamıyorum bari silmeye, tekrar yazmaya, tekrar silmeye hakkım olsun. Sonuçta en serbest olduğum mecra burası.
...
Dışarıda bir kuş öttü durdu ben yazarken. Ne o beni anlıyor ne de ben onu. Oysa varlığı bile yetiyordu benim için. Sanırım bunu hissetti ve uçtu gitti. Olsun. Uçma bilen herkesin uçmaya hakkı vardır.
-Vaaaayyyy, alkış bana.-


