5 Haziran 2021 Cumartesi

anormalleşiyorum.

zamanın gerektirdiği tüm işkenceleri kendime zaman buldukça ediyorum. gülüşlerimin tam orta yerini eziyet veren masum düşüncelerle süslüyorum. her an kendimi suçluyorum. her şeyi yapabilecekmişim de kendimi vaz geçirdiğim için boşlukta sallanıyormuşum gibi davranıyorum. ellerimden kayıp gidenler hiç benim hatam değilmiş gibi. yanlışımı biliyorum. herkesten daha çok farkındayım bunun. bu farkında olma hali sürekli canımı acıtıyor. başkalarının yanında gülmeye hakkım yokmuş gibi. bu hakkı çoook daha önce tüketmişim gibi. utanmak zorundaymışım gibi. eğer bir an bile rahat olursam çevremdeki herkesin suçlamaları yerini bulacakmış gibi. arkamdan konuşulacakları ve konuşulanları duymama gerek yok. kafamda kendi kendime kendi dedikodumu yapma mesaisiyle uğraşıyorum çünkü. keşke daha faydalı yeteneklerim olsaydı. çevremi daha farklı görebilseydim keşke. ya da ne bileyim doğru konularda fikir sahibi olmak da pek işime yarayabilirdi. ne yapalım yine ve yeniden faydalar faydasız, imkanlar imkansız. bu defa başarısızlığımı nasıl kutlasam bilemedim. hiç çıkmadığım tepeden düşerken hangi şarkıları dinlesem?
çok fazla 'kendi' sözcüğünü kullanıyorum ve bundan da nefret ediyorum. nefret ettiklerim listesinde kendimden sonra ikinci sırada zaten bu sözcüğün kendileri.
en çok da bu evin sessizliğine gömülmüş anlayışlı mırıldanmaları özleyeceğim sanırım. hayatımın en büyük ikinci hatasını yapıyorum. hata yapmamak için karar vermekten kaçmak da en büyük ilk hatam. bu hissi tanımak canımı sıkıyor ama yine aynı sıkıntı var uykularımda. uyumamak için bahaneler arıyorum.
umarım sadece şekerim yüksek diye bunları yazıyorumdur ama ne yazık ki şekerim düşükken güldükten sonra yine aynı noktaya dönüyorum. şekerim bile aynı noktaya döndü ama sen daha şehre dönemedin ya ne diyebilirim. sözün de şekerin de noktanın da bittiği yerdeyiz.
normalleşemediğim gibi daha da anormalleşiyorum.
yokluğumuz hissedilmeyecek, ne hoş. tesadüflerimiz artık daha anlamlı. gerçi hiç sahici bir tesadüfümüz olmadı. söz nasıl dönüp dolaşıp sana geldi bilmiyorum. bugünlerde gereksiz yere çok temizlik yaptım ondan olsa gerek. hatırlamadığım tarihlerden içinde ufacık da olsa sen olmayan birkaç anıya denk geldim. yine rastlaşamadık. gittiğim gün geleceğinden artık çok eminim. şimdiye kadar gelmemiş olman daha iyi.
bu evin sessizliğini tanıyorum.
ne olursa olsun her gün aynı sokaklarda aynı şarkıyla aynı uykulara dalmaya alıştım.
alışkanlıklar.. kör olmak için en güzel sebep. kör kalmak için rutinlere ihtiyacımız var.
güven veren en önemli şey alışkanlıklarımız, bildiklerimiz.
 
Akıp gidiyor içinde olduğum kalabalık benden uzakta. bir film sahnesi gibi. sahnedeyim ama sözüm kalmamış. kalabalık yapıyorum sadece.

15 Mayıs 2021 Cumartesi

🍉

Kırılacak bir hevesin, kurtarılacak bir dünyan yok.
Hevesleri sonra konuşuruz.
Ama bize kurtarılacak bir dünya bırakmamışlar. Elimizi kolumuzu öyle bir bağlamışlar ki.. Yapılacak hiçbir şey kalmamış. Nefret etmene, tüm kalbinle lanet etmene dahi izin vermiyorlar. Seneler öncesinde yaşananı yine yaşatıyorlar. Her şey gözler önünde oluyor. Sosyal medya büyük bir nimet demek isterdim. Ama insanoğlu.. Bu cümleyi tamamlamak çok klişe olacak, vazgeçiyorum. Tarih tekrar ederken sadece izliyoruz. Neden elimizden bir şey gelmiyor? Aynısı oldu. O zamankileri de suçlayamayız o zaman. Çok saçma. Bir çıkar yolu olmalı. Bir şeyler yapabilmeliyiz. Şiirin, romanın, birkaç özlü sözün ötesine geçebilmeliyiz. Neden değiştiremiyoruz hiçbir şeyi? Nesiller boyu aynı katliama sessiz kalıyoruz. Yapabilecek bir şeyler olmalı. Bu düzen hep böyle mi devam edecek? Birileri ölecek, biz de bir iki twitle ah vah edeceğiz. Sonra canı sıkılanlar o twit atılan, resim paylaşılan yerleri kapatacak, hiçbir şey yaşanmamamış gibi devam edecek. Hatta üç vakte kadar çıkıp 'Haklıydık.' diyecek. Biz de hatırlamayacağız bile. Kime ne olduğunu yine unutacağız. Mazide bir yara, iyileşmemiş bir yara. Devası olmayan, devası aranmayan. Ne olacak böyle peki? Nereye kadar sürecek böyle? Kimse hadsizlerin karşısına dikilmeyecek mi? "Hesabını vereceksin!" diye haykırmayacak mı kimse? "Özgürlüğümü, evimi, kardeşimi benden alamazsın !" diyen olmayacak mı? Teknolojin de sosyalliğin de gerçeğin de geleceğin de yerin dibine batsın! Aynı şeylere hep susmak da kararlılık göstergesi mi? Hep aynı acılara dilsiz kalmak? Daha ilk geldiğinde kovmalılardı dağdan gelenleri bağcılar. Ama o an herkes armutlarla meşguldü sanırım. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Eskisinden daha güzel uyutuluyoruz. Uykumuzun farkında bile değiliz. Rüyalarımızdan habersiziz. Kurtarılacak dünyamızı bile yıktılar. Viranları mesken gösteriyorlar artık. Feryat eşliğinde halay çekiyorlar.
Görmüyor musunuz? Gözlerinizin önünde, burnunuzun dibinde kadını, çocuğu, adamı, anneyi, babayı, evladı, insanı, doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi, dünü, yarını, bugünü, cesareti, özgürlüğü, varlığı, yaşamı, ölümü, daha nicesini, daha binlercesini değersizleştiriyorlar, yok sayıyorlar, yok ediyorlar...
Uyanmak için daha ne gerek?
Görmek için kaç göz gerek?
Duymak için kaç çığlık gerek?
Şahit olmak için kaç kır(y)ım gerek?
 

23 Nisan 2021 Cuma

kapan

İşte şimdi sahiden kapana kısıldık. Eski fotoğraflara bakıyorum bazen de hiçbir şey daha iyi değildi. Özlem duyduğum şeyler yok değil ama bu koşullar altında pek de hissedemiyorum bunu doğrusu. Her doğan günün yeniliğiyle geleceğine inanıyor insan, çoğu zaman da boşluğuna geliyor ve birden kendini inanmış buluyor. Gün biterken de anlıyoruz ki inanmışlığın lüzumu yok. Bize kalan yorgunluğa çaresi olmayan uykular. Uykular da değersiz artık. Uyudukça kabuslar biriktiriyoruz üzerimizde. Yarını karartan kabuslar. Artık pes ettiğimi gören herkes bana gülüyor. Onlara katılmaktan başka çarem yok. Zira kavgaya tutuşacak kadar inanmıyorum hiçbir davaya. Ben kendimi bildikten sonra filler uçmuş mu, zürafalar yüzmüş mü umurumda değil. Kendi hesabımı yaptıktan sonra gerisi beni pek de ilgilendirmiyor. Tam olarak "İlgilendirmezlikler Çağı"na girmiş bulunuyorum. Herkesin devrimi kendine. Ayrıca geçmişin değişmezliğini neden kimse kabul etmiyor? Kendi keşkelerini hep başkasının yüzüne vuruyor insan. Böyle anlarda "AYNEN!" diye bağırmak istiyorum sadece. Derinine inemediğim meseleleri espri konusu yapıyorum. O zaman daha çok inciniyoruz. Dökülen incilerimizle misket gibi oynuyoruz. Herkes alıngan oldu çünkü. - Gülseren Budayıcıoğlu sağolsun- 
İşte şimdi sahiden kapana kısıldık. Kısık bir sesle şarkı söylüyorum maskemin altından. Kimseler sesimi duymuyor ya da sesin nereden geldiğini anlamıyor. Bu bilinmezlikle mutlu oluyorum. Bir odanın içinde ölmüşüm ya da bir odanın içinde yaşıyorum. Sormayan kimse bilmiyor. Bu bilinmezlikle de mutlu oluyorum. Mutluluk çok kısa bir an. Var olduğunu dahi anlamıyorum. Eski düşüncelerimi karşılıksız tartışmalarda savunuyorum sonra da bildiğim sokaklarda gecenin kimsesizliğinde tek başıma dolaşıyorum. Yolumu sadece sokak lambaları aydınlatıyor. Kimse ne oluyor diye pencereden bakmıyor. Hayali bir sesin peşinden koşuyorum. Yorulunca yine evimin önüne geliyorum. Hala pencerelerde kimse yok.
Hangi bilim kurgusal olay olacak da bu döngüden kurtulacağız bilmiyorum.
Gecenin kimsesizliğinde kapana kısıldım. 

11 Mart 2021 Perşembe

Haftaya notlar

*Az kelimem kalmış elimde, daha fazla konuşamam. Bu zamana kadar söylemem gerekenleri söyleseydim böyle olmayacaktı.
*Daha çok dua etmeliyim. Dua etmek insanın hem kelime hem de kalp hazinesini geliştirirmiş. Dua etmek insanı insana daha çok yaklaştırırmış. Oysa mesafelerimizi daha da açmalıyız. Aradaki boşlukları anlamsız cızırtılarla doldurmalıyız.
*Beyaz gürültünün sustuğunu anladığın o an... O anı yaşamak mümkün mü? "Oh be!" diyebilmek, hep aklının bir tarafını çalışır durumda bırakmamak?
*Pek imkanı olmayan mekanlar içerisindeyim yine. Kelime çıkmazları, cümle dolambaçları. Merkez konudan uzaklaştık.
*Olsun olmayacakları yazmak, yazmamaktan daha kolay.
*Her gün izlediğimiz yalanlar bitince canımız yanıyor. Bağlandığımız yanlışlar çok fazla. Bağlandıkça yalnızlaşıyoruz.
*Bu düşünceler ve şartlar altında mutlu olamayacağımı biliyorum.
*Artık televizyondaki ünlüler benden küçük. Yaşlanmanın ilk belirtisi bu olmalı. Ölümün başlangıcına çok da uzak sayılmayız.
*Maske altında aldığımız nefeslerimiz kısıtlı. Hayat sevmek için çok kısa. Zevk almak içinse çok değersiz.
*Yaşayıp bir an evvel tüketmek en güzeli.
*Neyin eziyetini çekiyoruz bir bilsem...
*Gördüklerimin yağmur bulutu olmasını diliyorum. Eğer degilse umarım gözlerimdeki beyaz körlüğün başlangıcıdır. Aksi halde susuzluktan kuruyup gideceğiz.
 

7 Şubat 2021 Pazar

KGK - Kişisel Gelişemeyenler Kulübü

Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Defalarca. Hem de gün ortasında. Ondan daha çok ise "böyle olacağını billiyordun" dedim. Bunu bu kadar sık söylememem gerek ama söylüyorum. Bir alışkanlık olarak. Her durumda. Hani her şeyin sebebi ben değilim biliyorum ama yine de yapamadıklarımın sorumlusu olarak kendimi görüyorum.

Başa dönelim. Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Hem de defalarca. Suratımı da astım. Çünkü yapabildiğim tek şey bu. Kendi kendimi susturmuşum. Dişlerimi sıkarken fark ettim. Dört duvarıma "böyle olacağını biliyordun" yazmışım. Yanlış yaptığımı biliyorum.

En başa dönelim. Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Hem de gün ortasında. Oysa sadece geceleri yazardım. Sonra fark ettim ki etrafımda kimse kalmamış. Daha önceleri yazmak için günlük sohbetlerden dahi kaçardım. Şimdi ise sadece boş konuşuyorum.

Yine en başa dönelim. Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Umut yetmezliğinden öleceğiz. Sonra da yarınlarımızın yanına gömüleceğiz. Biliyorum. Böyle yazmamam gerek. Hataları yapan benim. Umutsuzluğu kendine yakıştıran da.

En başa dönelim yine de. Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Nedenini bilmeden. Sadece yazmam gerek. Bu konu da dahi amacım yok. Yaptığım yemekler tatsız. Ve yüzüm asık dolaştım gün ortasında.

Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Belki de kendim olmaktan daha çok yazmam gerek. Ama o zaman yapılacak işler birikir. Ve buraya gelme amacım sapar. Sahi amacım neydi benim? Çay koymak, sevmek, iyileştirmek, merak etmek, öğrenmek, susmak, yanılmak, haklı olmak, çalışmak, yatmak, yazmak, beklemek...

Yazmam gerek, dedim bugün kendime. Yazmak için bırakıp gittiklerimden özür dilerim. Yok olmak zahmetinde bulunmadığım için de kendimden.
Var olmayı da beceremiyorum, yok olmayı da... 
İşte bunu yazmam gerek.
Yazdım ve geçti.
 

1 Ocak 2021 Cuma

olmuyor

sadece yorulduk hepimiz. biliyorum sadece bu. ne yazık ki kurtulmak için çabalamıyoruz da artık. tamam, çoğul konuşmayalım. sadece pes ettim. oysa daha hiçbir şey yapmamıştım, yapamamıştım. dünya böyle bir yer değil. benim beklememle zamanı gelmeyecek hiçbir şeyin ve zamanı hızla geçecek her şeyin. bense sadece izleyeceğim. bu o kadar olağan ki artık. tıpkı yazdığım günlüğün sayfalarını silmem gibi. o günler yaşandı ve sildiğim için unutmadım. sildiğim için yazmaktan vazgeçmedim. silinebilir olduğu için kurşun kalemden de vazgeçmedim. sadece uyuyup uyanıyorum artık. yerinde saymak tam anlamıyla bu. bundan iki gün önce tam bir yıl oldu sanırım. neyin üzerinden bir yıl geçti diye de sormayın. çünkü unuttum. bir yıl çok fazla değil gibi ama kendini unutmak ve yok etmek için yeterli bir süre. ben kaybolma aşamasını çoktan geçtim. olduğum yerden gayet eminim: var olmadan yok olma... oysa var olmanın ihtimali, hayali dahi güzeldi. ama bu yolda yeni bir yetenek edindim: artık kendimi kandırmıyorum. ne mutlu bana. artık kabul ediyorum tüm gerçekleri. kendi gerçeklerimi. bir de daha sonrasını merak edebilmek için birkaç astrolog dinliyorum artık. onlar da olmasa yarının tarihini bilmeyeceğim. ne garip değil mi? tam da kendimi kandırmamayı öğrenmişken yarını hatırlayabilmek için birbiri ardına sıralanmış yalan sözler dinliyorum. şükür ki umut bağımlılığını çabuk terk ettim. ama yalan sözler dinleme alışkanlığından çabuk vazgeçilmiyor. 
2 0 2 1 zamanın hızla geçtiğinin en büyük kanıtı. başka anlamlar yüklemenin anlamı yok.