27 Mayıs 2017 Cumartesi

durum...

Duvardaki saate baktı. Durmuştu. Oysa tik takların ondan geldiğine emindi. Pilini çıkarmış olmalıydı. Hatırlamıyordu ama uyuyamadığı gecelerden birinde bunu yapmış olması mümkündü. Kolundaki en az otuz yıllık annesinin hediyesi dijital saatine baktı. Ona göre modası hiç geçmeyecek bir saatti bu. Annesinin ona hediye ettiği zamanı hatırlıyordu. 'Artık liseye geçtin. Sınavlarda bu saati kullanırsın. Bir pil taktırsan yeter. Ben hep gençliğimde bunu kullanırdım.' demişti verirken. Tekrar o anı yaşadı sanki. Baktığı saatin kaç olduğunu unutarak sol kolunu usulca eskimiş koltuğun koluna yerleştirdi. Saati hatırlamadığını fark edip hızlıca tekrar baktı koluna. Dışarıdan biri görse ne düşünür acaba diye geçirdi içinden. Ufak bir tebessüm kondu dudağının kenarına, ardından hızlıca uçtu gitti. Ahmak gibi göründüğüne emindi. Bomboş bir odanın ortasında kırmızı tekli bir koltukta oturuyordu. Duvarda pilsiz bir saat vardı. Çantasını koltuğun ayağının dibine bırakmıştı. Pencerede perde yoktu. Tavanda çıplak bir ampul duruyordu. Ampulün güçsüz sarı ışığı kendini dahi aydınlatmaya yetmiyordu. Kapının karşısındaki duvarda bir ayna vardı. Kırılmıştı. Nasıl kırıldığını hatırladı bir an. Gözleri doldu. Vazgeçti, ağlamayacaktı. Hiçbir zaman, hiçbir yere ait olmamıştı. Şimdi bu evi de her zaman yaptığı gibi terk edecekti. Bu aynaya, eski saate ve rengi solmuş yayı çıkmış kırmızı koltuğa ihtiyacı yoktu. Küf tutmuş duvarı unutacaktı. Soğuk havalarda küfü daha da kararan içinin minik bir fragmanı olarak gördüğü is kokulu duvarı hatırlamayacaktı. Belki yeni taşınanlar yaptırırdı bu duvarı. Umurunda değildi. Duvar istedikleri gibi değiştirebilirlerdi.. Belki de yeni taşınanlar üzerinden defalarca boya geçilmiş dalgalanmış bu duvarı yıkıp odayı büyütecekti. Ayağa kalktı. Saate ne zamandır burada olduğunu hesaplamak için baktığını hatırladı. Ancak ne zaman geldiğini unutmuştu. Pencereye yaklaştı. Hava kararmıştı. Bu pencere önünde çoğu gece yağmur yağması için dua ederdi. Sokağın karşısındaki eski ahşap binanın yıkıldığını fark etti. Bunu nasıl da daha önce görememişti. Bir müzik sesi duydu. Pek müzik denilemezdi. Daha çok bir piyanonun tuşlarına ritmik bir şekilde vuruluyor gibiydi. Üst kattaki komşularının oğlu piyano almıştı. Gözlerinin kenarında kırışıklıklar birikmiş kadın 'Tam zamanında taşındınız kuzum. Yoksa başınız şişecekti.' demişti, tüm memnuniyetini abartılı makyajının altına gizleyerek.
Dikkatini toparlayıp saatine yeniden baktı. 9.21. Bayağı geç olmuştu. Çantasını aldı. Kapıya doğru ilerledi. Bir kez daha arkasına baktı. Tüm odayı gözden geçirdi. Tüm hatıralarını aynanın kırık parçasına emanet ettikten sonra ışığı kapattı. Çatal,kaşık, televizyon, telefon, çamaşır makinesi seslerinin eksik olmadığı evde şimdi sadece ayak seslerini duyuyordu.
Koridorun sonundaki kapıya geldi. Kapıyı açtığında keskin bir apartman serinliği yüzüne çarptı. Bir hikaye burada bitmişti. Piyano sesi ise devam ediyordu.  

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Bir hikaye yazsaydım adını ne koyardım bilemedim.

Tekrar gökyüzüne baktı. Bulutlar iyice toplanmıştı. Rüzgar da kendini hissettirmeye başlamıştı. Bir bilim-kurgu romanı yazsaydı ilk cümleleri bunlar olurdu herhalde. Romanın filme çekilebileceği fikri belirdi zihninde. Imdb puanı altıyı geçemezdi. Kısacık da olsa içini hüzün sardı. İşte bu gerçekten anlamsızdı. Çayından bir yudum daha içti. Birazdan sesini duyacağı bir şimşek çaktı. Balkonda kalmaya karar verdi. Belki de dışarı çıkardı.
Bir yudum daha çay.. Bir aşk romanı yazsa adı bu olurdu herhalde. Sokağa baktı. Daha yağmur başlamadan kavgası başlamıştı. İki araba birbirine girecekken frenlemiş ama şoförleri kendilerini frenleyememişti. Avaz avaz bağırıyorlardı. Tam da şu anda bir perinin gelip tüm dünyayı susturmasını istedi. 
Sadece sessizlik olsun ve ardından yağmur... Olmayacağını biliyordu. En azından bir polisiye kitabı yayınlasa arkasındaki kısa özette yazacak kelimeleri bulmuştu.
Bir iki damla su değdi yüzüne. Birkaç dakika sonra bastırırdı. Adamlar susmadı. Çayı da soğumuştu. Dışarı çıkmaya karar verdi. Ama önce çamaşırları toplamalıydı. Ya da çiçeklere su mu verseydi?
Önce saksıları balkonun kenarına çekti. Yağan yağmurdan onlara da gelsin diye düşündü. Sonra çamaşırları topladı. Dünkü güneşin ardından iyice kurumuşlardı.
Şimdi dışarı çıkma zamanıydı. Şemsiyesine baktı. Almamaya karar verdi. Bu nisan yağmurunda şemsiye açmak yağmura saygısızlıktı. Usulca kapıyı açtı. Ev ile ilgili tüm düşüncelerini eşikte bıraktı.
Dışarıda onu bekleyen bulutlar, yağmur, rüzgar ve onun olmayan gürültüler vardı. Kendi içindeki uzay sessizliğine çekildi. Bir hikaye yazsa ilk sözleri bu olurdu herhalde.