2 Eylül 2024 Pazartesi

pk 3

Evet, bildim bileli tek kardeştim. Benden başka anne ve babamın dertlerini yüklenecek, acılarına sarılacak kimse yoktu. Şimdi aniden, gecenin bir vakti karşımda yeni bir kardeş beliriyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Tek bildiğin en yakın psikiyatra gitmem gerektiğiydi. Mümkünse duvarları kırmız olmayan bir tanesine.
-Abla gerçekten iyi görünmüyorsun. Sana bir bardak su getirmemi ister misin?
-Kk..kapının önündeki ağaca ne oldu?
Gerçekten bu muydu sormam gereken? Evimde hiç tanımadığım biri var ve ben kapının önündeki ağacı mı soruyorum.
-Anlamadım. Ne ağacı?
-Bir saniye. Bir saniye. Soru bu değil. Öncelikle sen kimsin ve evimde ne yapıyorsun?
Dışarıda bir gürültü koptu sanki. Hızla pencereye koştum. Sokak gece iki sessizliğine bürünmüştü hiçbir şey olmamış gibi. Şükür ki peşimden gelen yoktu. Pencereden uzaklaşırken oraya ne zaman koyduğumu hatırlayamadığım uzun boylu sehpanın üzerindeki saksıyı devirdim. Sehpanın altındaki bölmede uyuyan beyaz kedi korkudan çığlıklar atarak evin içinde koşturmaya başladı. Şaşkınlıkla beni izleyen kız "Benim işte İdil. Kardeşin. Neyin var senin Allah aşkına. Dalga mı geçiyorsun?" der demez kapı çaldı. İkimiz de kapının hemen karşı duvarında asılı olan saate baktık. Saat ikiyi bir hayli geçmişti. 
İdil sakinliğini korumak için efor sarf ediyordu. Yine de yavaşça kapıya yöneldi. Delikten baktı. 
-Sorun yok. Atlas'mış.
Kapıyı açtı. 
-N'oluyor İdil? Her zamanki gibi Sütlaç'ın gece mesaisi diye düşündüm ...
Onlar konuşmaya devam ederken gözüm duvardaki asılı fotoğraflara takıldı. Pek duvara fotoğraf asma gibi bir huyum yoktu ama bildiğim kadarıyla bir kız kardeşim de yoktu. Muhtemelen rüyadaydım. Şimdilik uyuyor olmam yeterliydi. Fotoğraflardaki herkes çok mutluydu. Annemin gözlerinin içi gülüyordu. Onu daha önce hiç bu kadar neşeli görmemiştim. Tüm enerjisini şu renkli kağıt parçasında hissedebiliyordum. Deniz kenarındaydık. İdil,annem ve ben. Birbirimize sıkı sıkı sarılmıştık. Küçükken bir kaç kez gittiğimiz, her seferinde akrabalarla kavgalar edilen ve yeni yeni küslüklerle dönülen o tatil yeriydi. Bu fotoğrafı hiç hatırlamıyorum ama. Acaba kim çekmişti? Hemen yanında tavanı mozaiklerle süslü bir müzedeydik. İdil tavana bakıyordu. Ben bir şeyler gösteriyordum. Annem ise yine o kocaman gülümsemesiyle poz vermişti kameraya. Ayasofya olmalıydı. Uzanıp çerçeveyi elime aldım. "Kariye Camii 06.24" diye not düşülmüştü. Yani üç ay önce. Üç ay önce annemle bir fotoğraf çekilmem mümkün değildi. Başım dönmeye başladı. Tutunacak yer arıyordum. Bir anlığına yer kaymaya başladı sanki. İdil ile Atlas koştu yanıma. Kollarımdan tutup en yakın koltuğa oturttular.  Mümkün değildi. Rüya olmalıydı. Oldukça gerçek bir rüya... İdil mutfağa koştu. Su getirmişti. Atlas gözlüklerinin ardından endişe ile gözlerime bakıyordu. Sessizce "İyi misin?" diye sordu.
Buna verecek bir cevabım yoktu. Şansımı denemeliydim.
-Annem. Annem nerede?