21 Ekim 2024 Pazartesi

pk-4

Bekleyince ölünmediğini anlamıştım. Büyümek bu demekti sanırım. Şu anda içinde bulunduğum durumun aklımın bana bir oyunu olduğuna inanıyorum. Acilen daha doğrusu sabahtan bir psikoloğa ya da psikiyatra gitmeliyim. Gerçi bunu cenazeden hemen sonra yapmalıydım. Şimdi ise olanları tekrar düşünmeliyim.

1. Bir kardeşim yoktu. Ama içeride adının İdil olduğunu söyleyen ve tıpatıp annemin gençliğine benzeyen kız, kardeşim olduğunu söylüyordu. İdil... En az onun  kadar anneme benzemek isterdim. Gözlerim, dudaklarım, yüz hatlarım birazcık olsun onu andırsa fena olmazdı. Annem de babam da anneme benzemediğim konusunda hem fikirdi. Hemfikir oldukları sinir bozucu nadir konulardan biri buydu. Her neyse... Asıl konudan sapmamalıyım. Devam...
2. Evin önündeki asırlık akasya ağacı sabah burada duruyordu. Evden öğle vakti çıkmıştım. Gece döndüğümde ağaç yoktu. Gerçi günümüz Türkiye'sinde pek ala bir ağaç saatler içinde kapının önünden uzaklaşabilir. Bu hiçbir şeye kanıt oluşturmaz.
3. Fotoğraf!! Annem, İdil ve benim kocaman gülümsediğimiz daha geçen hafta açılan müzede çekildiğimiz fotoğraf. Aklımın bana bu kadar mükemmel ve detaylı bir senaryo hazırlamış olması mümkün mü? Rüyalarım gerçekleri kıskandıracak kadar güzel mi? Fotoğraftaki neşeli yüzler gerçek mi? Sorularım haklı mı yoksa yarın bir uzmana görünür görünmez yatışım hakkında kesin karara mı varacaklar?
4. Peşimdekiler önemsiz birkaç serseri miydi yoksa birileri peşimde miydi? Gerçi kimsenin benim gibi birisinin peşine adam takacağını sanmıyorum. Yaşananlar garip birkaç tesadüf de olabilir. 

Tüm bunları mutfak masasında oturup düşünürken kedim Sütlaç geldi yanıma. Normalden farklı olarak minik, ince onu hiç de rahatsız etmediği belli olan mavi bir tasma takmıştı. Tasmanın mavisi sağdaki tek mavi gözüne oldukça yakışmıştı. Masanın üstüne bir balerin edasıyla sıçradı. Gözlerini yüzüme kitledi. Minik bir prr sesinden sonra gelip alnını alnıma dayadı. Ev nerdeyse aynıydı. -Birkaç mobilya ve fotoğraflar dışında- Sütlaç aynıydı. Beni hiç yabancılamamıştı. Kardeşim olduğunu söyleyen İdil'den daha çok tanıyordu bu tüy yumağı beni. Usulca kucağıma kıvrıldı ve hemen uykuya daldı. o uyuyup esnedikçe ne kadar uykusuz olduğumu fark ettim. Kollarımı masanın üstüne uzattım. Çocukluk ve ergenlik dönemlerimin çoğu sınavlara hazırlanmaktan masa başında geçtiği için bir masa üzerinde uyumaya alışkındım. Başımı yavaşça kollarımın üzerine koydum. Sütlaç mırladıkça uyku gözlerimde yer ediyordu. Aniden mırlama durdu. Sütlaç alarm modunu açmıştı. Tekrar masaya atladı. Zaten hiçbir zaman otuz saniyeden fazla kucağımda durmazdı. Tekrar gözlerini üzerime dikti. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken telefonum titredi. Anlaşılan her zamanki gibi kedi hisleri onu erkenden uyandırmıştı.

-Sakin ol Sütlaç sadece gereksiz bir bildirim. 

Telefonu cebimden çıkardım. Ekranı açtım. Oyun bildirimi... Ekranı kapattım. Çağımızın kaçınılmaz rutini. İşte o anda fark ettim. Hızla telefonun ekranını açıp Sütlaç'ın yüzüne yaklaştırdım. Listeye eklenecek 5. gariplik: Benim kedimin sol gözü maviydi. 



2 Eylül 2024 Pazartesi

pk 3

Evet, bildim bileli tek kardeştim. Benden başka anne ve babamın dertlerini yüklenecek, acılarına sarılacak kimse yoktu. Şimdi aniden, gecenin bir vakti karşımda yeni bir kardeş beliriyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Tek bildiğin en yakın psikiyatra gitmem gerektiğiydi. Mümkünse duvarları kırmız olmayan bir tanesine.
-Abla gerçekten iyi görünmüyorsun. Sana bir bardak su getirmemi ister misin?
-Kk..kapının önündeki ağaca ne oldu?
Gerçekten bu muydu sormam gereken? Evimde hiç tanımadığım biri var ve ben kapının önündeki ağacı mı soruyorum.
-Anlamadım. Ne ağacı?
-Bir saniye. Bir saniye. Soru bu değil. Öncelikle sen kimsin ve evimde ne yapıyorsun?
Dışarıda bir gürültü koptu sanki. Hızla pencereye koştum. Sokak gece iki sessizliğine bürünmüştü hiçbir şey olmamış gibi. Şükür ki peşimden gelen yoktu. Pencereden uzaklaşırken oraya ne zaman koyduğumu hatırlayamadığım uzun boylu sehpanın üzerindeki saksıyı devirdim. Sehpanın altındaki bölmede uyuyan beyaz kedi korkudan çığlıklar atarak evin içinde koşturmaya başladı. Şaşkınlıkla beni izleyen kız "Benim işte İdil. Kardeşin. Neyin var senin Allah aşkına. Dalga mı geçiyorsun?" der demez kapı çaldı. İkimiz de kapının hemen karşı duvarında asılı olan saate baktık. Saat ikiyi bir hayli geçmişti. 
İdil sakinliğini korumak için efor sarf ediyordu. Yine de yavaşça kapıya yöneldi. Delikten baktı. 
-Sorun yok. Atlas'mış.
Kapıyı açtı. 
-N'oluyor İdil? Her zamanki gibi Sütlaç'ın gece mesaisi diye düşündüm ...
Onlar konuşmaya devam ederken gözüm duvardaki asılı fotoğraflara takıldı. Pek duvara fotoğraf asma gibi bir huyum yoktu ama bildiğim kadarıyla bir kız kardeşim de yoktu. Muhtemelen rüyadaydım. Şimdilik uyuyor olmam yeterliydi. Fotoğraflardaki herkes çok mutluydu. Annemin gözlerinin içi gülüyordu. Onu daha önce hiç bu kadar neşeli görmemiştim. Tüm enerjisini şu renkli kağıt parçasında hissedebiliyordum. Deniz kenarındaydık. İdil,annem ve ben. Birbirimize sıkı sıkı sarılmıştık. Küçükken bir kaç kez gittiğimiz, her seferinde akrabalarla kavgalar edilen ve yeni yeni küslüklerle dönülen o tatil yeriydi. Bu fotoğrafı hiç hatırlamıyorum ama. Acaba kim çekmişti? Hemen yanında tavanı mozaiklerle süslü bir müzedeydik. İdil tavana bakıyordu. Ben bir şeyler gösteriyordum. Annem ise yine o kocaman gülümsemesiyle poz vermişti kameraya. Ayasofya olmalıydı. Uzanıp çerçeveyi elime aldım. "Kariye Camii 06.24" diye not düşülmüştü. Yani üç ay önce. Üç ay önce annemle bir fotoğraf çekilmem mümkün değildi. Başım dönmeye başladı. Tutunacak yer arıyordum. Bir anlığına yer kaymaya başladı sanki. İdil ile Atlas koştu yanıma. Kollarımdan tutup en yakın koltuğa oturttular.  Mümkün değildi. Rüya olmalıydı. Oldukça gerçek bir rüya... İdil mutfağa koştu. Su getirmişti. Atlas gözlüklerinin ardından endişe ile gözlerime bakıyordu. Sessizce "İyi misin?" diye sordu.
Buna verecek bir cevabım yoktu. Şansımı denemeliydim.
-Annem. Annem nerede?

25 Temmuz 2024 Perşembe

(kısık sesle, hastane odasında) -irem, anlat.

(Ben neyin mücadelesini verdiğimi unutacak kadar yorgunum artık. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Bu dünya, benden ne istediğini bilmediğim bu dünya hızla dönüyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Kimseyi iyileştiremiyorum. Kimse beni iyileştiremiyor. Hep her şeyin daha kötüye gidişini izliyorum. Gözlerimin önünde oluyor her şey. Sanki elimi uzatsam düzelir gibi geliyor ama her seferinde daha da dağıtıyorum her şeyi. Ya da daha kötüsü hiçbir etkim olmuyor. Hiçbir etkim olmadığı gibi kendimi de boşa yıpratıyorum. Yıprandığım hiçbir şey iyiye gitmiyor. Defalarca gözümü kapatıyorum. Her uyumaya çalıştığımda kırmızı tişörtlü kadın düşüyor kaldırıma sereserpe. Her gözümü kapattığımda annemin elleri kayıyor, tutamıyorum. Onlarla düşüyorum uykumun orta yerinden ama ne yazık ki ben yarın denen o gerçeğe uyanıyorum. Onların peşinden gidemiyorum. Onlarla uzanıp kalamıyorum.
Belli olmuyor di mi?
Ama ben çok yoruldum dayım.
)
-Yok ya sınav çok zordu. Bence soruları yapay zekaya yaptırıyorlar. Hiç umudum yok. İş arıyorum şimdi dayım. Bakalım, Allah büyük.  

18 Temmuz 2024 Perşembe

.

çok garip değil mi? yaşamak zorundayız tıpkı ölmek zorunda olduğumuz gibi. bir bilinmezi düşe kalka, kırıla döküle, çarpa çarpa yaşamak zorundayız. yarının tereddütleriyle karşılaşmak zorundayız. gün boyu uyuyamıyoruz. burada olmamalıyım diyemiyoruz. biliyorum bu melankoli fazla. üzgünüm ama unuttum. nasıl mutlu olduğumu, nasıl doyduğumu, nasıl uyuduğumu unuttum. hatırlamak mümkün değil. güçlü olmak, dayanmaya çalışmak.. ha bir de bu üzüntüye çare ararken daha da batmak var. yanlışı seçerim diye yoldan hiç sapmamak mesela. yolun sonu çıkmaz olabilir. yine de aynı hataları yapmamak için karar vermeden yol ayrımlarını umursamadan yürümeye çalışmak. sadece yaşamak zorunda olduğun için yaşamak. emekliliği düşünmeden seneleri kazasız belasız atlatmak. paylaşmaktan korkmak. tüm sevgilerin sonunda iki tarafın da bıkmışlığını görmek. her inandığının seni aslında kandırmış olması. kapıları kendi elinle kapatmak ve artık kapı çalmaktan imtina etmek. arada kaybolan yıllar var mesela. hesabını kime soracaksın. kimden özür dileyeceksin. her bakış seni yargılarken kime haklılığını anlatacaksın. bu yalnız olmaktan bambaşka bir şey. sanal yalnızlıklarınızdan söz etmiyorum. hak ettiğini çekmek için her şeyden ve herkesten uzaklaşmaktan bahsediyorum. anlatamayacağını bildiğini için susmaktan bahsediyorum. anlıyormuş gibi davrananlardan kaçmaktan bahsediyorum. kimse böyle bir acıyı sarıp sarmalamak istemez. en yakının dahi kaçar senden. kimseyle konuşamazsın işte. kimse gerçeği sormaz. gerçeği bilenler de unutabilmek için yeni umutlara bağlanır. yaşından yorgun olmak bu olsa gerek. yaşının gereklerini yaşayamamak ya da. ben hiç genç olamadım. hep benden başkalarının genç olmaya hakkı vardı. sıra bana gelince türlü çeşit korkular.. her neyse bu mevzu kapanmak için çok çabaladı. tekrar açmayacağım. 
dünya sürgünümün uzun sürmesinden korkuyorum bir yandan da. eski korkularımı bir bir yaşadım. tahayyül edemeyeceğim acılar bir bir gece yarılarında belirdiler karşımda. bunları söylemek bile daha kötüsü ihtimalini getiriyor aklıma. susuyorum sonra. aklımın acımasızlığına şaşıyorum. sevmekten korkuyorum. sonra da sevilmekten. nice mücadelelerin derin bir 'yeter' e dönüştüğünü gördüm defalarca. evet görmekten de korkuyorum. korkusuzum, çok cesurum diye kendimi kandırıyorum. kendimi kandırmaktan korkuyorum yine ve yeniden.
insanın iyileşmesi için sebeplere ihtiyacı var. ben sebeplerimi kaybettim. 





18 Haziran 2024 Salı

Bayramlık notlar 1-2

*her seferinde bir bildiği vardır diyorum. gün sonunda gram bildiği yokmuş diyerek kapatıyorum.
*kendimi rezil hissettirmekte bir numarasınız en azından.
*biraz daha bildiğim doğruları savunmazsam yıldız takımı gibi yine kaybedeceğim.
*bazen güzel bir kahvaltı düşüncesi beni geleceğe dair umut dolduruyor. ne kadar çocukça di mi?
*pardon yanlış anlaşılma olmasın ben sana yakışmam.
*güzel değiliz diye midir bilmiyorum bize aşık olmazlar. iyi kız der geçerler. bakın bu büyük bir yaz(r)gı.
*makul olmak zorundayız.
*ölümü bildiğim için daha kırılgan olurum sanıyordum. ama herkesin gitme ihtimalini öğrendiğim için sapasağlam olmuşum. yanlışlıkla oldu bu. ben istemedim.
*eskiden olsa sana binlerce kez kırılırdım.
*ben seni sevdim mi acaba? o kargaşada anlayamadım ki. gözlerini görünce hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu sanırım.
*bize sevmeyi bile yakıştıramadılar. aklı başında adam işi değilmiş. aklımın başımda olduğunu kim söyledi. bu dedikoduyu çıkaranı hâlâ bulamadım.
*yanlış anlamaya çok müsaidim. bir süre görüşmeyelim.
*aşk bize fazla gelir gibi. korkumuz ondan.
*kandırdık kendimizi zaten olmazdı
*kimse tutmayacak elimizden. yalan yok.
*bu kadar seçenek olması rahatsız edici olmalı.
*en sevdiğim romanın karakteri olarak kalmaya devam etmelisin. böylesi daha inandırıcı.
*hiç kimsenin gözünde genç kategorisine giremeden yaşlandım resmen. bu hakkı vermeyenleri de, bu hak için uğraşmayan beni de tebrik ediyorum. güzel bir iş birliğiydi. çabaladık en azından.
*"Sessizliğini duymayan birine sevdanı verme, göynün incinir."
*gel benim romanımda bir karakter ol. ama sonu iyi değil. baştan söyleyeyim.
*şöyle diyeyim sana: kimse beni ben olduğum için sevmedi. ya birilerinin evladıydım, ablasıydım, kardeşiydim, yeğeniydim, kuzeniydim, sıra arkadaşıydım, iş arkadaşıydım. kimse sen iremsin ve böylesin ne güzel demedi.
*ben istemeyi pek bilmem.
*bazen insanın yüzüne "seninle ilgisi yok. saçmalama." denmeli.
*aşk ve sevmek ile ilgili söylediğim tüm sözler hayal ürünüdür. gerçeklikle alakası yoktur.






 

15 Haziran 2024 Cumartesi

Haftaya notlar-24

*birine inanasım var. sonumuz yakın.
*şu dünyadan hiçbir şeye kavuşamadan gideceğim.
*kaçacak yerim olsa beş dakika durmam burada.
*azıcık bile şansım yoktu di mi?
*insanın iyileşmesi için sebeplere ihtiyacı var.
*bana kalsa seni her gün görmem gerek
*Sevgili dünlük,
Dünler ne kadar da çabuk geçiyor.
*Hak etmedik, reva görülmedik, layık değilmişiz. Hepsi bu.
*bunun sadece fragman olduğuna inanmak istiyorum.
*bazen çok güzel manzara fotoğrafları görüyorum. hiçbirinde ben yokum.
*Ölümü bilince sevmekten vazgeçiyor insan.
*nasıl dayandığımı ben de hâlâ bilmiyorum.
*herkesin gitmesi benim suçum mu? Acil cevap lütfen!
*herkese benden çay. sen kahve içer miydin?
*dağılıp gitmek üzereyim. rica etsem sıkı sıkı tutar mısın?
*sanki bir kerecik sevsem her şey daha güzel olurdu? ya da tam tersi bilemedim.
*anlamsız mırıldanmalar:
-ne diyordu o şarkıda?
-biraz arabesk olacak ama
-söyle söyle
-sevilmek umudu sevmekten beter
-ha şöylee
*kendimi kandırmama daha fazla izin veremezdim.
*bayram sevdikleriyle beraber olana gelirmiş. yine de iyi bayramlar sana.
*bekar ve zayıf olunca her şeyi sorgusuz kabul edersiniz diye düşünüyorlar hep. yapraksız bir dal gibi.
*ben sonrasını düşünmek istemiyorum. sen düşüneceksen benim yerime başka.
*(masmavi bir camide, eller semada, fısıltıyla) rabbim senden başkasına karşı yetersiz hissettirme. insanlar çok zalim.
 




 

20 Mayıs 2024 Pazartesi

16 Nisan 2024 Salı

haftaya notlar:

*zamanla geçer sandım
*fark ettin mi şarkılar hâlâ boşa çalıyor, yazık
*bu rüyayı hayra yoramazdık zaten üzülme
*ömrüm rol yapmakla geçmiş. alkışlar için teşekkürler.
*sıradaki kedi videosu kuyusundaki hüznüne hapsolmayı seven ve onu kabul edenlere gelsin...
*ben gitmeseydim, sen gidecektin. ben ilk defa erken davrandım.
*sonunu biliyordum. o yüzden beklemedim.
*herkes her an gidebilir. bu gerçek yetiyor günün geri kalanı için.
*hiç sormadın ama söyleyeyim şikayet etmeyi pek bilmediğimden halimden genel olarak memnunum sanırım.
*sen beni seversen balkonumdaki sümbüller açar belki
*çünkü bir tane daha 'sen halledersin'e tahammülüm yok
*hasret yüklü kervanlarda yeni sözler aramak değil mi tek gayemiz?
*oysa yalnızlığa beyaz kürklü bir kediymişçesine sarılmak gerek. kedi bu anlaşılmaz. bazen canını yakar, bazen de usulca yanına kıvrılır yatar. vakit geçer. sona daha çok yaklaşırsın.
* evet kaybolduk ama bulunmak ümidi boşa
*Allahım, beni artık özlemle sınamasan olur mu? yoruldum, sahiden yoruldum.
*kendini tanımak, bilmek korkunç
*bir unutulmayı, bir terkedilişi daha kaldıramazdım. anlatabiliyor muyum?
*bunu hak ettiğime inanıyorum
*bazen unutuyorum bir hiç olduğumu. hatırlatma için teşekkürler.
*yine yaşananların benimle hiçbir ilgisi yok. çok şükür.
*hiç çerçevesinden çıkmak en zor imtihandır.
*motivasyonumu kaybediyorum. toparlanmam lazım.
*bizden bir demet olmaz. olaysız dağılalım.
*yavaş yavaş ölmenin tek bir yolu yok.
*biz düşüne düşüne bu hâle geldik
*kıyısında durduğum uçurumlardan korkuyorum
*geceler sandığımızdan daha uzun.