pk-1

Yavaşça odasından çıktı. Tam da beklediğim tipte bir uzmandı. Sorularımı yanıtlayacak olan biri böyle olmalı diye düşünüyordum. Üzerinde Yeşil çizgili tişörtü ve boynundaki kırık deniz kabuğu kolyesiyle evrene dair bilinmezlerimi çözümleyecek gibi bakıyordu. Kıvırcık saçları tarakların sözünü iyiki dinlememiş diye düşündüm. Belli ki büyük yuvarlak şişe dibi gözlüklerini temizlemeye vakit bulamamıştı. Yer yer lekeler gözlerindeki bilim ışığını gizleyemiyordu yine de. Umursamaz tavrını kapıdan çıktığı andan beri sürdürüyordu. Söylediklerimden sonra da böyle sakin kalabilecek miydi acaba? Bir filmde olsaydık bu kadar sakin kalamazdı diye düşündüm. Tam söze girecekken:

- Ne için gelmiştiniz, dedi.

Beklediğim heyecan yoktu sesinde. Oldukça monoton hatta duyulmayacak kısıklıkta bir sesle konuşuyordu. Yine de keşfimi duyunca şaşkına dönecekti. Eminim.

- Merhaba profesör. Rahatsız ediyorum ama dün akşamki maili size ben atmıştım. Bu konu hakkında sizinle görüşmeye geldim. Sizce de çok hayret verici bir konu değil mi? Paralel evrenlere açılan kapıyı bulmuş olabilirim. Bu konu hakkındaki açıklamalarınızı dinlemek için sabırsızlanıyorum.

- Hıı... Evet, evet. Şöyle geçelim.

Yüzünde hiçbir mimik oynamamıştı. Acaba bu kadar önemli bir konuyu yanlış birine mi anlatıyorum. Ayrıca yaşına göre oldukça yavaş hareket ediyordu. Bu bilgiyi yanlış insanlarla paylaşırsam ne olur ki en fazla? Şaşkın yüz ifademi hemencecik düzeltip profesörün ardından odaya girdim.

Kendine bir bardak kahve doldurduktan sonra bana döndü. Oturmam için dosyaların küçük bir yığın yaptığı masasının önündeki kırılacakmış gibi duran tahta sandalyeyi işaret etti. Tereddütle oturduktan sonra gözlerimi en azından silinse işlevini daha iyi yerine getirecek olan gözlüklerin ardında kalmış gözlere çevirdim.

Cevap gelmeyince mecbur söze girdim:

-Evet, profesör ne düşünüyorsunuz?

Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra sonunda konuşmaya başlamıştı:

-Öncelikle henüz profesörlük ünvanını alamadım. Keşfinize gelecek olursak...

Yine bir duraklama. Bilgisayarına yöneldi hiçbir telaşa kapılmadan. Sanırım her gün birileri "Merhaba, yeni evrenlere açılan bir kapı buldum." diye yanına geliyordu. Klavyede birkaç tuşa bastıktan sonra dudakları hafifçe kıpırdadı. Son cümleyi sesli okuyunca ona dün gece attığım mailli okuduğunu anladım.

- "...kapının hemen arka sokağımızda olduğunu belirtip, konumunu sizinle ekte paylaşıyorum. Görüşmek üzere." Hmm..

Bir akademisyene nasıl yazacağını bilmeyen ben metinde biraz saçmalamış olsam da böyle bir "Hmm.." beklemiyordum yine de. 

- Demek kapı arka sokağınızda? Hiç geçtiniz mi, diye sordu. Allah'tan daha fazla oyalanmayıp konuya girmişti. Ama bana inanmayan tavrı canımı iyice sıkmıştı.

Oturduğum sandalyeyi kırmadan kendimi öne aldım. Küçük bir gıcırtının ardından anın büyüsünü bozmadan başıma gelenleri anlatmaya başladım.

Ben anlattıkça henüz profesörlüğünü alamamış yardımcı akademisyenimin göz bebekleri büyüyordu. Sonunda dikkatini çekebilmiştim. 

- Madem öyle haydi bir de ben göreyim şu kapıyı, dedi ve ayağa kalktı. Tıka basa doldurduğu çantasını koluna takıp:

-Sizi takip ediyorum, dedi usulca.

Ağır ve düşünceli adımlarla odadan çıktım. Umarım hayatımın hatasını bu kadar yürekten isteyerek yapmıyorumdur..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder