31 Ağustos 2018 Cuma

Kırmızı Kadife Koltuk

Kahvaltıdan kalan çayı yeniden ısıtmıştı. Bardağını doldurdu. Gazetesini ve yakın gözlüğünü alıp koltuğuna oturdu. Bir anda koltuğun kolundaki siyah kumaşı gördü. Bir an ne olduğunu hatırlayamadı. Ayağa kalktı. Koltuğun üzerine serdiği çarşafı usta bir hareketle toparladı. Yılların ev hanımı olarak şovunu yapmıştı. Küçük torunu burada olsaydı belki onu alkışlardı. Tekrar siyah kumaşa bakacaktı ki gözleri kırmızı kadife kumaşın ışığıyla kamaştı. O kadar uzun süredir koltuğun üzeri örtülüydü ki renginin bu denli canlı olduğunu unutacaktı neredeyse. Kızıyla mağazaya gidip koltuklara bakarken ilk onu görmüştü. Diğerlerini bir daha incelememişti bile. Çünkü bu kırmızı kadife ortanca kız kardeşinin nişan kıyafetini hatırlatmıştı ona. Nişanlandığı senenin yazında trafik kazasında ölen kardeşinin geceden daha kara gözleri gelmişti aklına. Ardından incecik, narin bedeninin sereserpe yere uzandığı gazetedeki fotoğraf. Annesinin solan gülüşü. Kardeşinin kırmızı kadife nişan elbisesi.
Artık kimse o tarz elbiseler giymiyordu. Seksenlerin modasıydı. Zaten kardeşinden sonra modayı da insanların giydiklerini de takip etmez olmuştu. O meraklıydı böyle şeylere.
Elindeki çarşafı katlayıp tekrar koltuğuna yerleşti. Şu üçlü koltukta hiç üç kişi oturmamıştı. Hiç o kadar çok misafiri olmamıştı. Oysa kaç kişinin annesi, ablası, teyzesi, halası, anneannesi, babaannesi, komşusuydu. Atmış beş yaş üstü ayrıcalıkları tüm söz haklarını almıştı elinden. Ya da o yanlış anlamıştı büyüklüğü. Büyüyen sadece kendi yaşı değildi. Çevresindekiler de büyüyordu. Laf dinlemez, alttan almaz oluyordu. O da üstlerine gitmeyi seviyordu. Ve hatalarını kabul etmiyordu. Geceden kara saçları olan ortanca kardeşi hayatta olsa böyle olmazdı. O yalnız bırakmazdı onu. Yaşasa sabahları ona uğrardı. Koltuğa oturup, bacak bacak üstüne atar, tam arkasına yaslanırken saçlarını hafifçe savururdu. Ve kesinlikle burnunun ucuna kadar indirdiği gözlükleriyle dalga geçerdi. Ama asla onu kırmazdı. İkisi de bayatlamaya yüz tutmuş çaylarını yudumlarken gülüşürlerdi. Bu eğlenceyi hiç bilemeyecekti. Fakat bu keyfi tüm bilinmezlikleriyle özleyecekti.
Sehpanın üzerindeki telefona uzandı. Önce büyük kızını aradı. Sonra diğer kızını. İkisi de açmayınca torununu aradı. Ondan da aynı bekleme sesleri dıııt, dıııt, dıııt... Bari bir tanesi açıp iyiyiz deseydi. Aradan on dakika geçmeden mesaj geldi. Evden çıkarken "Tatilde bizi rahat bırak anne!" diyen kızıydı. Sadece "İyiyiz." yazmıştı. İçi rahatladı.
Televizyonu açacaktı ki vazgeçti. Penceresinin önündeki ıhlamur ağacının dallarına konmuş kuşların cıvıltısını dinlemeyi tercih etti. Artık başı kaldırmıyordu kendinin olmayan kuru gürültüyü. Hoş, kendi gürültüsüne de sabrı kalmamıştı.
Siyah kumaş tüm ev hanımlığı hilelerine rağmen koltuğun kenarına düşmüştü. Görmediği için de saniyler içinde unutmuştu. Son zamanlarda aklı bir gidip geliyordu. Bir tek şeyi unutmuyordu: Kardeşinin ince, narin bedeninin yere sereserpe uzanmış gazetedeki fotoğrafını. Yıllar geçmesine rağmen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder