Kim demiş Türkçe yazıldığı gibi okunur diye? Düşünsenize bir yazdıklarımızın ne kadarı okunmaya değer? Ya da yazdıklarımızın ne kadarıyız.
Ben en çok yazdığımı okumadığımda ve ya konuşamadığımda kızarım kendime. Hayır hayır kızmak değil! Yazdığım olamadığımda üzülürüm halime. Çünkü bilirim yazdıklarımı konuşabilsem her şey daha farklı olabilirdi.
Ama yine de hayır! Çoğu zaman düşündüklerimi de kelimesi kelimesine yazamam ki. Arada bazı değerli düşünceler uçar gider. Bu durumda eksik kalır yazıya geçenler.
Eksikliği olan duygulardır belki de. Mesela ansızın tanımadığım birinden gelen "günaydın"ın şaşkınlığını anlatamam.
Ve ya çok önemli sohbetin ortasındayken sorulan "Aç mısın? "ın tokluğunu anlatamam.
Zamanı beklenen " nasılsın"ın özlemini anlatamam.
Zatenlerin çaresinliğini anlatamam.
Keşkelerin tuzunu anlatamam.
Boş denizin acısını anlatamam.
...
Bencillere hizmetin hak görüldüğü bu yerde... Ben iki adım daha atmışım. Çok mu?
16 Kasım 2015 Pazartesi
Potaya Değmeyen Üçlükler
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder