11 Mart 2017 Cumartesi

Tüm müdahalelere rağmen kurtulamadık.

Bilmiyorum işte. Bilmiyorum. Her bilmiyorum bir çaresizlik olup düğümleniyor boğazımda. Elimden geleni yapamadıkça, fırsatları tüketmedikçe daha fazla yiyorum kendimi. Bu olayın içine de kattım ya kendimi, helal olsun ne diyeyim. Üç gün önce sadece bu şehrin kalabalığından şikayet ederken şimdi nerede olduğumu bilmek istemiyorum. Sadece durmak bilmeyen bir vapurdan en sevdiğimin inmesini bekliyorum. Yani eylemler hep aynı. Bilmiyorum, bekliyorum, üretmiyorum, yardım edemiyorum. En yakınına yardım edemedikçe bilgi yığınlarını birbirine ekliyorum.
Ne yaparsak yapalım kurtulamıyoruz üzerimizdeki yükten. Ne yaparsak yapalım oldukça iddialı bir söylem ama yaptıklarımız azıcık da olsa kendine güven barındırmıyorsa yaptıklarımız olamazdı zaten. Sadece basit bir 'Yapılacaklar Listesi' olarak kalırdı. Kabul anlaşılması zor.
Dışarıdan gelenlere de kapalıyız. Kısacası kurtulmak için hiçbir şey yapmıyorum. Çoğul konuşmanın pek de önemli bir yanı yok. Yine tüm bencilliğimle, kağıt-kalem kullanmamaya dikkat ederek yazıyorum kendimi. Kendinle çok fazla kalınca böyle oluyor işte. Günlük akışa bu kadar ayak uydurmamızın asıl sebebi bu bence. İçimizdeki sesi olabildiğince susturup yağan yağmuru, esen rüzgarı dinlemek, içtiğimiz çaydan keyif almak, ortama uyum sağlamak.
Söylenecekler birikmiş. Bu koleksiyon alışkanlığı pek hoş değil. Ancak olabilecekler kısıtlı. Hayal dünyamız bile küçüldü artık ya da ben benimkini küçülttüm. Yaşasın bencilliği tavan yapmış yazılar :)

Kaçmanın değerli olduğu anlar vardır. Tıpkı kedilerin sizden daha değerli olduğunu hissettiğiniz anlar gibi.

gittikçe ufalıyoruz 
gün bitince 
sadece ses