9 Ocak 2018 Salı

Hiçliğin Anısına

Boşluğun sessizliğini duydunuz mu hiç? Verilen cevapları anlamlandıramadığımızda dipten gelen o düşme sesini… Ya da ne bileyim görmekten vazgeçip vazgeçtiğiniz yerde sarı papatyaların titremesini duydunuz mu? Duyulacak ne çok şey var oysa makinelerin gürültüsüne, klimaların vızıltısına, arabaların homurtusuna tercihen. Aradığımız sesi bulamadıktan sonra milyonlarca nota dinlesek en usta ellerden dökülen ne fark edecek ki? Aradığımız cümleyi kuramadıktan sonra en bilge yazarlardan romanlar okusak ne fark edecek? Ne değişecek değişmesi gerekenler değişmedikten sonra? Gelecekten gelen haberler neye yarayacak dünün hüznünü silemedikten sonra? Yaşadığın her andan pişman olduktan sonra yarın ne getirebilir ki sana hiçbir şey birikmemiş kumbarasında? Bulut ne yağdırabilir ki yeterince gürleyip esmeyince? Ne olabilir? Olacakları ne kadar sınırlandırabiliriz? Oturduğumuz yerden ne kadar uzağı görebiliriz? Kapılara varmadan açılmadıkları için nasıl sızlanabiliriz? Yazmadıktan sonra nasıl okuyabiliriz? Ya da tam tersi. Tersine akan bir nehirde boşa yüzerken hangi fizik bilgisi bize yardım edebilir? Kimden yardım isteyebiliriz herkese yüz çevirdikten sonra? Kendi başına kalınca kendi sesinden korkar mı insan? Kendi gölgesini, gürültüsünü, yansımasını tanıyamazsa ne olur? O kadar susturabilir mi içini? Doğruları konuştukları da bırakırsa onu, yalanları hep gelmez mi peşinden? Değersizliğine alışmış biri değer verebilir mi ya da gördüğü değeri anlar mı? Yok sayılmakla meşhur kişi ne kadar var olabilir? Hangi varlığını sorgulayabilir? Yoklukla varlık arasındaki farkı nasıl görebilir? Varlığının hiçliğine yürekten inanmış biri nasıl hissedebilir, hisseder mi? Hiç var olmamışsa biri için yok olduğunu nasıl anlar? Peki ya var olmayı nasıl becerecek? Belki de "Evet, bu defa doğru yoldayım." dediğinde çoktan yoldan çıkmışsa? Kimse de "Bu yol, o yol değil." demiyorsa? O zaman kaybolduğunu kim söyleyecek ona, daha önce de hep kaybolmuşsa?

Boşluğu gördünüz mü hiç?