21 Şubat 2018 Çarşamba

Sanırım, kayboldum.

Üzgünüm, bugünlerde kafamın içinden çıkamıyorum. Sinek yakalasam bile bunu çok ciddi bir işmiş gibi gösterebilme yeteneğine sahip olduğumdan orada yani kafamın içinde gerçekten ne yaptığımı bilmiyorum ama ciddi bir iş olmalı. Çok sık kendimle konuşuyorum. Kızıyorum, acımasızca eleştiriyorum. Sonra özür diliyorum. Ardından tekrar aynı döngüye başlıyorum. Kendi içimden çıkamıyorum kısacası. En son lisede bu kadar saplanmıştım nereden geldiğini kestiremediğim ama kulağımın dibinden de hiç ayrılmayan bu sese. Kendimden çok özür dileyerek orada takılmayı gerçek dünyama tercih ettiğimi dürüstçe itiraf etmeliyim.
Buralar bir garip aslında. Gözümde biriktirdiğim yaşların haddi hesabı yok. Sözcükleri çoktandır tüketmiştim. Bu tüketim çılgınlığına gözyaşlarını da eklemeden faturalarını kesmeliyim. Her haber sizin de boğazınızda bir düğüm değil mi? Kimin yüreği dayanabilirki minicik çığlıklara? Kim hilal uğruna batan güneşleri gözleri yaşlı bir tebessümle yolculamaz ki? Bir de bana özel hep yanımda olan hüzün çiçeğim var. Her acısını dindirmek istediğim ama elimden sadece onun gözyaşlarını seyre daldığım hüzün çiçeğim. Yıllar öncesinde bir cehennem sıcağında son kez gülümsemiş. Sonrası hep ayrı, hep yalnız. Hikayesini yazmaya kimsenin cesareti yok. Anlatmaya, yeniden yaşamaya gerek yok. Herkes sözleşmiş gibi. 
Üzgünüm. Bugüne kadar hiç gözce konuşmadım. Gözlerimin bana ihanetinden hep korktum. Daha uzaktakileri daha çok sevdim. Mesafeler insanı yormaz. Uzaktaki gözler yanıltmaz. Sesteki güven daha gerçekçi. Gerçek sesi olmayan biri olarak söylüyorum bunu. 
Ne güzel demiş yazar "Yazmasaydım, delirecektim."
Ne güzel demiş şair "Hani ey gözyaşım, akmayacaktın."
Bir hayale fazlaca kapılınca yorgun düştüm. Gerçeğine cesaretim yok. Bugün de öylece bitti. Zaman da bitse...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder