Bekleyince ölünmediğini anlamıştım. Büyümek bu demekti sanırım. Şu anda içinde bulunduğum durumun aklımın bana bir oyunu olduğuna inanıyorum. Acilen daha doğrusu sabahtan bir psikoloğa ya da psikiyatra gitmeliyim. Gerçi bunu cenazeden hemen sonra yapmalıydım. Şimdi ise olanları tekrar düşünmeliyim.
1. Bir kardeşim yoktu. Ama içeride adının İdil olduğunu söyleyen ve tıpatıp annemin gençliğine benzeyen kız, kardeşim olduğunu söylüyordu. İdil... En az onun kadar anneme benzemek isterdim. Gözlerim, dudaklarım, yüz hatlarım birazcık olsun onu andırsa fena olmazdı. Annem de babam da anneme benzemediğim konusunda hem fikirdi. Hemfikir oldukları sinir bozucu nadir konulardan biri buydu. Her neyse... Asıl konudan sapmamalıyım. Devam...
2. Evin önündeki asırlık akasya ağacı sabah burada duruyordu. Evden öğle vakti çıkmıştım. Gece döndüğümde ağaç yoktu. Gerçi günümüz Türkiye'sinde pek ala bir ağaç saatler içinde kapının önünden uzaklaşabilir. Bu hiçbir şeye kanıt oluşturmaz.
3. Fotoğraf!! Annem, İdil ve benim kocaman gülümsediğimiz daha geçen hafta açılan müzede çekildiğimiz fotoğraf. Aklımın bana bu kadar mükemmel ve detaylı bir senaryo hazırlamış olması mümkün mü? Rüyalarım gerçekleri kıskandıracak kadar güzel mi? Fotoğraftaki neşeli yüzler gerçek mi? Sorularım haklı mı yoksa yarın bir uzmana görünür görünmez yatışım hakkında kesin karara mı varacaklar?
4. Peşimdekiler önemsiz birkaç serseri miydi yoksa birileri peşimde miydi? Gerçi kimsenin benim gibi birisinin peşine adam takacağını sanmıyorum. Yaşananlar garip birkaç tesadüf de olabilir.
Tüm bunları mutfak masasında oturup düşünürken kedim Sütlaç geldi yanıma. Normalden farklı olarak minik, ince onu hiç de rahatsız etmediği belli olan mavi bir tasma takmıştı. Tasmanın mavisi sağdaki tek mavi gözüne oldukça yakışmıştı. Masanın üstüne bir balerin edasıyla sıçradı. Gözlerini yüzüme kitledi. Minik bir prr sesinden sonra gelip alnını alnıma dayadı. Ev nerdeyse aynıydı. -Birkaç mobilya ve fotoğraflar dışında- Sütlaç aynıydı. Beni hiç yabancılamamıştı. Kardeşim olduğunu söyleyen İdil'den daha çok tanıyordu bu tüy yumağı beni. Usulca kucağıma kıvrıldı ve hemen uykuya daldı. o uyuyup esnedikçe ne kadar uykusuz olduğumu fark ettim. Kollarımı masanın üstüne uzattım. Çocukluk ve ergenlik dönemlerimin çoğu sınavlara hazırlanmaktan masa başında geçtiği için bir masa üzerinde uyumaya alışkındım. Başımı yavaşça kollarımın üzerine koydum. Sütlaç mırladıkça uyku gözlerimde yer ediyordu. Aniden mırlama durdu. Sütlaç alarm modunu açmıştı. Tekrar masaya atladı. Zaten hiçbir zaman otuz saniyeden fazla kucağımda durmazdı. Tekrar gözlerini üzerime dikti. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken telefonum titredi. Anlaşılan her zamanki gibi kedi hisleri onu erkenden uyandırmıştı.
-Sakin ol Sütlaç sadece gereksiz bir bildirim.
Telefonu cebimden çıkardım. Ekranı açtım. Oyun bildirimi... Ekranı kapattım. Çağımızın kaçınılmaz rutini. İşte o anda fark ettim. Hızla telefonun ekranını açıp Sütlaç'ın yüzüne yaklaştırdım. Listeye eklenecek 5. gariplik: Benim kedimin sol gözü maviydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder