31 Ocak 2017 Salı

Dolunay

Kendimi kandırdığım gerçeğinden kurtulamıyorum. Diyetim, diyabetim, diğer bilumum hastalıklarım, hayallerim, gerçeklerim, yarınlarım, dünlerim, arkadaşlıklarım, akrabalarım, şiirlerim, hikayelerim, ümitlerim ve daha birçok birçok konuda kendimi o kadar başarıyla kandırıyorum ki... Aynaya baktığımda karşılaştığım renkleri konusunda dahi kendime yalan söylediğim gözlerime dikkatimi veremiyorum. Çünkü ne zaman yaşamımın yüzeysel kısmından vaz geçip biraz derinlere inmek istesem geçmişteki o küskünlükleri olan kızı görüyorum. Ve karşıma dikilip "Ne bir sonraki öncekinin yalanı olan telkinlerini ne de bir önceki sonrakinin açıklaması olan tesellilerini duymak istiyorum!" diyor. Hakkı da var ve haklı da. O kadar çok söz verip tutmadım ki. Suçumu biliyorum. Kırılan hiçbir şeyi eskisine döndüremeyeceğimi biliyorum. Bildiklerim her zamanki gibi bir işe yaramıyor.
Sadece saçma bir oyunun içinde kimseye ve kendi içimdeki kimseye bulaşmadan mümkün olduğunca toplumsal uzlaşılardan uzak durarak, bol bol kek-börek yaparak, yüzümü yansıtan nesnelere göz kırparak, kırılmış telefonumun dahi gönlünü almayarak, özlemini duyduğum sohbetlerin samimiyetini tek bozanın benim ruhsuzluğum olduğuna inanarak, sevdiğim yazarları okuyarak, daha çok sonrasında neden boşa zaman harcayıp bu filmi-diziyi izlemişim ki diye soracağım şeyleri izleyerek, kalanla kalınmıyor mecnun deyip tüm derslerimden geçerek, hayattaki rolümü büyütmeyerek, ne leyla olmak için ne de mecnun olmak için çabalamayarak, son ve en önemlisi kendimi daha da büyük kandırıp olmayacak şeylere inandırarak günlerimi geçiriyorum.

Gerçeklerle karşılaştığımda...

O kadar güzel idare ediyorum ki kendimi, bu cümlenin sonunu getiremedim.
Allah sonumuzu affetsin.